Hak Sahibi Olma Zorbalığı

Sınırlarla İlgili Bir Ders

Derrick Jensen

Orion dergisi Şubat 2011 sayısı


Aklı başında bir çok insanın halen daha sınırlı bir gezegende nasıl olur da sınırsız bir ekonomik büyüme olabileceğine inandığını gördükçe şaşırmadan edemiyorum. Sürekli ekonomik büyüme ve onun kuzeni sınırsız teknolojik genişleme bu kültürde bir çok insan tarafından öylesine derinden inanılan bir şey ki neredeyse hiç sorgulanmadan kabul ediliyorlar. Daha da rahatsız edici bir gerçek var ki o da bu inançların bir şekilde insan olmanın nihai tanımı olarak görülmesi: sürekli ekonomik büyüme  ve sınırsız teknolojik genişleme bizim yaptığımız şeylerdir.

Sürekli büyümeye inananların bazıları hakikaten kafayı sıyırmış, örnek olarak eski Beyaz Saray danışmanı ve ekonomist Julian Simon’ı verebiliriz. Simon “ artık ellerimizde-aslında kütüphanelerimizde- sürekli büyümekte olan bir nüfusu 7 milyar yıl boyunca besleyecek, giydirecek ve ona enerji sağlayacak bir teknoloji var” diyor. İş ABD ekonomi politikalarına gelince, deliliğin modası hiç geçmiyor işte,  Dünya Bankası’nda baş ekonomist olarak çalışan, Harvard’ın başkanı, Obama’nın Ulusal Ekonomik Konseyi’nin yöneticisi  Lawrence Summers var, o da şöyle söylüyor: “ yakın bir gelecekte dünyanın taşıma kapasitesine engel olacak hiç bir sınır yok. Doğal sınırlar sebebiyle büyümeye sınır koymamızla ilgili düşüncelerin hepsi ciddi bir hatadan başka bir şey değil.”

Diğerleri ise kafayı sıyırmışlıklarında daha bir nüanslılar. Evet, fiziksel sınırlar var olabilir, bir ihtimal, diyorlar; ama bir yandan da ekonomik büyüme kelimelerinin önünde sürdürülebilir kelimesini koyarsanız o zaman sınırlı bir gezegende büyümeyi bir şekilde devam ettirebilirsiniz diye inanıyorlar, belki o sözde “yumuşak” veya “hizmet” veya “yüksek teknoloji” ekonomileriyle ya da  giysilerimize giydirilebilen ve dans ettiğinizde iPODunuza elektrik veren türden nanoteknoloji aletleri gibi “yeşil” icatlarla bunu yapabileceklerine inanıyorlar; ama bu arada insanların hâlâ yemek yemeye ihtiyacı olduğu, insanların taşıma kapasitesini aştığı ve sistemli bir şekilde doğayı yok ettiği ve  iPod gibi havalı şeylerin bile işlevsel anlamda sürdürülmesi imkânsız endüstriyel enerji altyapıları gerektirdiğini göz ardı ediyorlar.

Kafayı sıyırmışların yanında bir de bu konuyu pek düşünmeyen bir çok insan var: haberlerdeki perspektifi olduğu gibi alıyorlar: “ekonomik büyüme, iyi: ekonomik durgunluk: kötü” . Ve elbette eğer gezegendeki yaşamdan çok ekonomik büyümeyi önemsersen, bu doğrudur. Ama eğer ekonomik sistemi değil de gezegendeki yaşamı önemsiyorsan bu o kadar doğru sayılmaz; çünkü bu ekonomik sistem büyümek için üretimi artırmak zorunda; ama üretim ne ki? Yaşayanların ölülere dönüştürülmesi demek, yaşayan ormanların ikiye dörtlük kerestlere, yaşayan nehirlerin hidroelektrik üretmek için durgun havuzlara, herşeyin sonuçta paraya dönüştürülmesi demek. Gayri Safi Milli Hasıla ne peki? Yaşayanların ölülere dönüştürülmesinin bir ölçüsü. Yaşayan dünya ne kadar hızla ölü ürünlere dönüştürülürse GSMH da o kadar yükseliyor. Bu basit denklemler GSMH düştüğünde insanların genelde  işini kaybettiği gerçeği ile daha komplike bir hâl alıyor. Dünyanın öldürülmesine şaşmamak lâzım.

İnsanlar bir kez kendilerini büyüme ekonomisine adadıktan (ona köle olduktan) sonra sürekli bir savaş ekonomisine kendilerini adadılar anlamına geliyor; çünkü bu büyümeyi sürdürmek için gezegende her seferinde daha büyük alanları sömürgeleştirip orada yaşayanları sömürmeleri gerekecek demektir. Eminim ki sınırlı bir dünyada bu durumun yarattığı sorunu görebiliyorsunuzdur. Ama kısa dönemde büyüme ekonomisine bağlı olanlar için iyi haberler var (ve diğer herkes için haberler kötü), bu da topraklarınızı silaha çevirerek (mesela savaş gemileri yapmak için ağaçlarınızı keserek) sürdürülebilir şekilde yaşayanlar üzerinde kısa dönemli bir avantaj elde ediyorsunuz, onların topraklarını çalabilir ve sürekli büyüme ekonominizi sürdürmek  için kullanabilirsiniz. Topraklarını çaldığınız canlılara gelince; bu insanları katledebilir, köle haline getirebilir ya da (çoğu kez zorla) onları büyüme ekonominize asimile edebilirsiniz. Genelde durum bu üçünün bir kombinasyonudur. Bizonun katlini bir örnek olarak verebiliriz, bizonlar katledildi; çünkü  Kızılderililerin geleneksel yaşam tarzı yok edilmek ve bir şekilde bu insanlar asimile edilmek isteniyordu (böylece topraklarına bağlı olmak yerine büyüme ekonomisine bağımlı olmak zorunda bırakılıyorlardı). Büyüme ekonomisine bağlı olanlar için kötü haberse şu: bu çıkmaz bir sokak: evinizin taşıma kapasitesini aştınızsa o zaman geriye  iki seçenek kalıyor: kültürünüz çökene dek gezegenin imkânlarının ötesine geçerek yaşamak; ya da  kültürünüzü kurtarmak için fethettiğiniz şeylerden vazgeçmeyi bilinçli olarak seçmek.

Sürekli büyüme ekonomisi sadece bir delilik (imkânsızlık) değil, özü gereği istismarcı bir şey aynı zamanda, burada  daha kişisel istismar biçimleriyle aynı kendini beğenmişliğe dayandığını söylüyorum. Aslında istismarcı davranışın makroekonomik anlamda kutsanması demek. İstismarcı davranışın temel prensibi, istismarcının sınırlara uymayı, onlara saygı göstermeyi, kurbanın koyduğu  limitlere uymayı reddetmesidir. Ülkenin istismarcı erkekleri için ilk terapi programı olan Emerge’ün eski yardımcı yöneticisi Lundy Bancroftun söylediği gibi “hak sahibi olma, istismarcının kendisinin özel bir statüye sahip olduğu, dilediği gibi davranma hakkı olduğuna ve partnerinin bunlara sahip olmadığına dair bir inançtır. İstismara yol açan tavırlar bu kelimiyle  özetlenebilir.”

Bu sözcüğün alâkasını daha geniş bir sosyal ölçekte görüyoruz. Elbette insanlar bilge ve herşeye gücü yeten bir Tanrı’nın bu gezegeni kullanalım diye her türden hakkı bize tanıdığı, tahakküm gücü verdiği türden özel bir türdür. Ve elbette Hristiyanlık yerine Bilim dinine dahil olsanız bile, insanların özel bir zekâsı ve yetenekleri vardır, işte bunlar  hâlâ daha bizim için burada bulunan bir dünyada dilediğimiz gibi davranma hakkını bize bağışlar. Büyüme ekonomileri temelde hiç bir şekilde  kontrol edilmiyor, kendilerinin koyduğu sınırlar dışında hiç bir sınır tarafından durdurulamaz: yerli kültürlerin bu ya da şu toprak parçasında yaşıyor olması iktidar sahiplerini ekonomilerini geliştirmekten asla vazgeçirmedi; okyanusların ölmesi de sömürülerine son vermedi; gezegenin ısınması da sömürüyü durdurmuyor; mülksüzlerin yoksulluğu da durdurmuyor.

Ve gerçek şu ki, istismarcıları davranışlarından vazgeçiremezsiniz. Ev içi şiddete başvuranlar  şiddet  uygulayan insanlar arasında en dik kafalı olanlardır, öylesine dik kafalı ki, 2000 yılında İngiltere ev içi şiddetten suçlu bulunan erkekleri tedavi etmek amacıyla hazırlanan terapilere fon ayırmaktan vazgeçti (para kadınları saldırganlardan korumak için barınaklara ve diğer yerlere aktarıldı). Lundy Bancroft bu konuda şunları söylüyor, “ bir istismarcı kendini suçlu hissettiği, aklı başına geldiği ya da birden bire Tanrı’yı bulduğu için değişmez. Çocuklarının gözlerindeki korkuyu gördüğü ya da kendisinden uzaklaştıklarını hissettiği an da değişmez. Partnerinin daha iyi davranılmayı hakettiğini birden bire anlaması filan da söz konusu değildir. Kendine odaklı olduğu için, sizi kontrol etmekten elde ettiği nice ödülle beraber, bir istismarcı, ancak değişmesi gerektiğini hissettiği an değişir, bu yüzden bir istismarcının değişmesi adına gereken bağlamı yaratmak  için gereken en önemli özellik, onu değişmekten başka seçeneği bulunmayan bir duruma sokmaktır”.

Sürekli büyüme ekonomisini sürdüren istismarcıları nasıl durdururuz? Petrole bulanmış pelikanlar ya da yanmış deniz kaplumbağaları onları durdurmuyor. Moskova’da 60 derece sıcaklık yaşanan günler de değiştirmeyecek. Kendilerini suçlu hissetmelerini sağlayarak onları değiştiremeyiz. Doğru şeyi yapmalarını isteyerek onları durduramayız. Onları durdurmanın tek yolu, değişmekten başka çarelerinin kalmayacağı bir duruma gelmelerini sağlamak.

Çeviri:CemC

Hak Sahibi Olma Zorbalığı” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.