Düşmüşler ve Ölü Yığınlar: Başkasının Acısını Yemek

Amerikan mezbahalarına ve et işlem tesislerine hasta, yaralı veya halsiz bir biçimde gelen hayvanlar et endüstrisi için uzun zamandır bir sorun oluşturuyordu. İç Savaş’tan kısa zaman sonra New York Times’da çıkan bir başyazıda hayvanların mezbahaya gönderilmeden önce maruz bırakıldığı insanlık dışı davranışlar anlatılmış ve sonuç olarak da büyük baş hayvanların mezbahalara sürüklenerek götürülme biçiminin en barbarca zulümlere tanık olmuş insanlardaki aşinalık duygusuna sahip olmayan herkeste şok etkisi yarattığı söylenmişti.

1865’ten bu yana fazla birşey değişmedi. Mezbahalara, açık artırma mekânlarına ve et kesim tesislerine varan hayvanlar ya  çok hastalar, ya çok zayıf ve bitaplar ya da ayakta duramayacak kadar yaralılar. Özellikle doğumlarından beri küçük bölme ve odacıklarda esir tutulan buzağılar ve domuzlar çok zorlanıyorlar. Kalabalık kamyonlara sıkış tıkış doldurulduktan sonra hayvanların karşısına bu kez kendilerine elektrikli sopalarla vuran, tekmeleyen ve şok veren işçiler çıkıyor. Kamyonun arkasından, kaygan zeminden aşağı inerken hayvanlar düşüyor, kemikleri kırılıyor, diğer hayvanlar tarafından ayaklar altında kalıp eziliyorlar. Çok zayıf ve bîtap düşmüş ya da ayağa kalkamayacak kadar yaralanmış bu hayvanlara endüstride “düşmüş” deniyor.

 

1989 yılında Becky Sanstedt, Güney St.Paul, Minnesota’da bulunan Birleşmiş Mezbahalar’daki düşmüş hayvanların içinde bulunduğu korkunç durumu filme çekti. Filmde  görünenler 124 sene önce New York Times başyazısında anlatılanlardan pek farklı değildi: düşmüş hayvanlar bekleme kabinlerinde aç ve susuz günlerce bekliyordu; yaralı inekler arka ayaklarından zincirlenerek kamyonların peşi sıra sürükleniyor, bu ağır zincirler kemiklerini kırıyor, ağızlarını parçalıyordu; buldozerler yaralı inekleri kaldırıyor onları “ölü yığınlar”ın üstüne bırakıyordu. Sanstedt kışın yaralı inek ve domuzların yerde donarak  öldüğünü görmüştü.

Düşmüşler mezbaha ve kesim merkezlerinin çalışmasına sekte vurduğu için işçiler genellikle bu hayvanları düştükleri yerde bırakırlar ya da  daha sonra  icaplarına bakmak üzere bir kenara sürüklerler. Eğer düşmüş hayvan ölmüşse ya da  ölü görünüyorsa o zaman bir “ölü yığını”na sürüklenir. Eğer sonradan hâlâ yaşadığı ortaya çıkarsa, o zaman insanlar tüketisin diye öldürülür.

Ortabatı’daki bir öldürme tesisinde çalışan bir et denetmeni tesisi artık halsiz kalmış, hasta ve sakat domuzlar için yolun sonu şeklinde tanımlayıp şunları söylüyordu: “ bu hayvanların çoğu o kadar da yaşlı değiller, ama istismar edilmişler, kötü beslenmişler, soğuktan vücutları donmuş, yaralı haldeler. Buraya geldiklerinde bir çoğu ölmüş oluyor zaten. Kırık pelvisli domuzlar ön ayaklarıyla kendilerini çekmeye çalışıyorlar, artık kımıldayacak halleri kalmayana dek kaçmaya çalışıyorlar. İşçiler bu hayvanlara scooter diyor.”

Denetimden başarıyla geçen bu tesislerden elde edilen etler sosislerde, soslarda, domuz eti yan ürünlerinde ve hamburgerde kullanılıyor.

Domuz çiftliklerinde çalışan bir işçi, betonda yaşamaya zorlanan domuzların yürümelerine izin vermeyen acı veren koşullara maruz bırakıldığını açıklıyor: “çalıştığım çiftlikte hayatta olan domuzlardan ayakta duramayanları bölmelerden dışarı sürükleyerek çıkarıyorlar. Kulağının veya ayağının etrafına metal bir kapan koyuyorlar, bütün bina boyunca sürükleyerek götürüyorlar onu. Beton boyunca sürüklüyorlar, bu arada derileri parçalanıyor, metal kapanlar kulaklarını parçalıyor.” Halsiz düşmüş domuzlar bir yığının üstüne atılıyor, orada iki hafta kadar kalıyorlar, ta ki imha kamyonu onları toplayıp canlı canlı doğrama makinelerinin içine atılacağı tesislere götürene dek, orada ise para kazandıracak türden bir şeye dönüştürülüyorlar.

Belki de hiç bir hayvan doğum yapan bir dişi kadar “düşmüş” ve mazlum değildir. Sue Coe, Dallas Crown tesislerinde bir doğuma şahit oldu Bu tesiste Avrupa pazarı için günde 1,500 at öldürülüyor, etlerin çoğu Fransa’ya gidiyor. Sue Coe tesisi ziyaret ettiğinde hemen yakındaki bir bölme içinde acı içinde beyaz bir kısrak gördü. Coe gördüğü şeyi hemen kaydetti: iki işçi doğum sırasında metrelerce uzunluktaki bir kamçıyla atı dövüyordu, amaçları hayvanın ayağa kalkıp öldürüleceği bölmeye dek yürümesiydi. Yeni doğan tay ise gereksiz parçalar kovasına atıldı.”

 

Bu yazı Charles Patterson’ın Eternal Treblinka adlı eserinden bir bölümdür

Çeviri:CemCB

nonhumanslvery.com

 

Düşmüşler ve Ölü Yığınlar: Başkasının Acısını Yemek” üzerine 3 yorum

  1. Aslında burada anlatılan zulümleri bu zavallı, savunmasız masumlara uygulayanlara da aynısı yapmak gerek. Aileleri de dahil… Lanet olsun onlara, keşke anaları kör kısır olsaymış da bu cani yaratıkları çıkaramasalarmış yeryüzüne. Allahım ne lüzumu var bu vicdansız mahlukların, ne katkısı var dünyaya zarar- ziyandan başka ? 😦

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.