Geri Çekilmek Yok, Teslim Olmak Yok

Dr. Steve Best

HOWARD ZINN: “Bizim sorunumuz sivil itaatsizlik değil. Bizim sorunumuz sivil itaat. Bizim sorunumuz dünyanın her tarafındaki insanların kendi devlet liderlerinin dikte ettiği şeylere itaat etmiş olması ve savaşa gitmesi, milyonlarca insan işte bu itaat nedeniyle öldürüldü. Bizim sorunumuz dünyanın her yerindeki insanların yoksulluk, açlık ve aptallık, savaş ve zulüm karşısında itaatkâr olması. Bizim sorunumuz hapisaneler adi suçlularla dolup taşarken, büyük hırsızların ülkeyi yönetmesi ve insanların bütün bunlara itaat etmesi. İşte bizim sorunumuz bu.

Bir facebook tanıdığımın vegan ve hayvan hakları hareketini çok daha etkili ve dinamik hâle nasıl getirmeli şeklindeki bir sorusuna bazı düşüncelerimi, hayâl kırıklıklarımı ve ilgilendiğim bazı açıları özetleyen şöyle bir cevap verdim:

Bence pasifist olmakla pasif olmak arasındaki farkı iyi anlamamız gerekiyor. Ben pasifist değilim; ama Gandi, Martin Luther King, Jr., ve diğerlerinin yaklaşımına dayanan eylem ve yüzleşmelere de derinden saygı duyuyorum. Binlerce ya da milyonlarca  insan var, bu insanlar eylemlerini hayata geçirmeden kelimelerini dillendiriyorlar, görünüşe göre hayvan “aktivistleri” de kamuoyu Tanrısının ne düşündüğünden çekiniyor ya da bir park cezasından azıcık yüksek olan bir tutuklanmadan bile korkuyorlar. Kitlesel sivil itaatsizlik gerekli bir taktik olarak masadan ne zaman kalktı; ne zaman şiddet içerikli bulundu, ne zaman bir sonuç üretmeyeceğine karar verildi? Bu hareket bu taktiği denemedi bile, ve göklere çıkarılan o “barışçıl” değişim araçları ise kendi paradigması içerisinde ne tür olanaklar sunduğu anlamında bile keşfedilmedi.

Sosyal, politik ve direniş hareketini yeniden vegan ve hayvan hakları/özgürlüğü bağlamına yerleştirmeye ihtiyacımız var. Yeni sosyal medyanın bütün avantajları ve gücüne rağmen, bence Facebook ve diğer benzeri teknolojiler bu hareketin gerçek anlamda pasifleşmesi ve ehlileştirilmesinde büyük bir rol oynuyor. Bazı insanlar bu araçları oldukça etkili bir biçimde kullanıyor, onları eylemlerle ve kampanyalarla birleştiriyorlar, diğerleri ise ise “beğen” tuşları ve e-petitionları imzalamakla politikayı birbirine karıştırarak  sanal deli gömleğinin içine tıkılı kalıyorlar.

Çıtayı yükseltmeye ihtiyacımız var; oysa elimizdeki kırıntılardan memnunuz, hayal etme kapasitemizi, talep etme cesaretimizi kaybetmiş durumdayız. Zalimlere karşı etkili darbeler ve eylemlerde bulunmak yerine kamuoyunun ne düşüneceğine odaklanıyoruz. Devletin süper egosunu,  hayvanlara zulmedenlere hürmet gösterme, onlara saygıyla davranma ve bizim hayvan aktivistlerinin “insanlık”tan sapmış insanlar olarak davrandığımızı ifade ve kabul etmek noktasına dek içselleştirdik. Hepimizin dev bir insan ailesi olduğu, bir gün sonsuza dek bölüneceğimiz ve  bize tecavüz etmek, bizi yıkmak, bizi öldürmek isteyen düşmanların olacağı ve bu insanların da bizim topluluğumuzun bir parçası olmadığı, bizim arkadaşlarımız olmadığı şeklindeki Kumbaya saçmalığına av olmuş durumdayız. “Savaş” ve “düşman” gibi kelimeleri kullanmayı kendimize yasakladık, sanki bu iki sözcük  hayvanlara ve dünyaya ihanet eden yanlış ittifaklara ya da işbirliğine aldanmamak için dikkat etmemiz gereken önemli kavramlar ve  uygun analitik terimler değil de baskın kültürün bir parçası gibi davranıyoruz.

ABD’de 19.yy’da kölelik karşıtlarının yaptığı şeyi yeniden ortaya çıkarmamız lâzım, bugün bazılarının “vegan kölelik karşıtlığı” adını verdiği ve mümkün olan tek kölelik karşıtlığı olduğunu iddia ettiği şey aslında o günlerdekinin kötü bir karikatürü sadece (bu terim de artık yıprandı, onu kullanmayı reddediyorum, onun yerine özgürlükçülük terimini kullanıyorum bir çok sebepten dolayı).

Risk almaya, vücutlarımızı cepheye sürmeye ihtiyacımız var, toplumsal bir direniş hareketine ihtiyacımız var. Nefes nefese değilim, ama sivil itaatsizlikten bana düşen payı yerine getirdim, gene de yaparım, keşke benden ve belki bir başka arkadaştan daha başka kişilerin de olduğu büyük bir hareketin parçası olabilmesini diliyorum.

Bazen rüzgâra karşı işiyormuşum gibi geliyor bana. Keşke aynı şeyi düşünen iki düzine insan olabilse, en azından o zaman bu hareketin artık kaçınılmaz bir iklim değişikliği ve bütün öfkesiyle üzerimize gelmekte olan küresel felaketlerden geriye kalan kısa süre içerisinde gerçek bir etkisi olması için elimizde şansımız olurdu.

Gezegen dramatik bir iklim değişikliğinin, ekolojik denge kaybının ve tarihindeki altıncı toptan yokoluş krizinin sancılarını çekerken (bu sefer doğal değil de insan kaynaklı sebeplerle yaşanan bir yok oluş bu), her yıl insanların amaçları uğruna öldürülen hayvan sayısı artarken ( her yıl sadece yemek için öldürülen kara hayvanı sayısı :60 milyar, buna düzinelerce milyon adet deniz hayvanı da ekleyebilirsiniz), “sağduyu” ve “ılımlılık” denen şeylerin mantıksızlık, ölçüsüzlük anlamına geldiği yerde artık “radikal” ve “uç/ekstrem” eylemler hem uygun hem de gerekli görünüyor. Artık “hayvanlar bizden ne yapmamızı istiyor?” sorusunun “gelecek nesiller bizden ne isterdi?” sorusundan hiçbir farkı yok. Cevap şu: şu anda yaptığımızdan çok daha fazlasını.

21.yy yerini belirleme zamanı. Yağmur ormanları düşerken, türler ortadan yok olurken, deniz seviyeleri yükselirken, sıcaklık artarken, bu yaşadığımız şey tarihte  inkâr edilemez bir şekilde bir dönüm noktası, hayatın geleceği adına bir kavşak noktası. Ya şimdi, ya hiç; ya yap ya da  öl. Artık fırsat kapıları kapanıyor. İnsanlığın toplu şekilde girişeceği eylemler- ya da yapmakta başarısız olacağı eylemler-geleceğimizin, ve biyoçeşitliliğin kasvetli mi yoksa ümit dolu mu olacağını belirleyecek. Bu da artık aklımızı başımıza mı alacağımızı, zihinlerimizi özgürleştireceğimizi, irademizi kuvvetlendireceğimi, cesaretimizi (yeniden) keşfedeceğimizi, devlet süper egosundan vazgeçeceğimizi, hayata ve dünyaya karşı açılmış bu topyekûn savaşı sona erdirmek için gereken taktikleri uygulayıp uygulamayacağımızı bir şekilde belirlemiş olacak. 11. saatte bu Herkül tarzı davranışı gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğimizin bir garantisi yok; ama eğer küresel ölçekte psikolojik, moral ve kurumsal bir devrim yaratamazsak, o zaman artık kaderimiz yazıldı, o zaman diğer Homo türleri ile beraber toptan yokoluşun getireceği unutuluşa gideceğiz, bu arada var olan bütün türlerin belki  yarısını da beraber götüreceğiz.

En geniş, en büyük, en cesur, en sistemli ve en kapsamlı vizyona ve stratejiye ihtiyacımız var, mantığın sonuçlarından korkmayan, tarihsel öncüllerine uyum sağlamış bir strateji ve vizyona ihtiyacımız var. Oluşturabileceğimiz en tavizsiz, en militan politik tavıra ihtiyacımız var.

Sürüp giden savaşı, Soykırımı ve hayvanlara yönelik tür kırımını durdurmak  için, gerektiğinde elimizdeki bütün araçları kullanmalıyız, şiddet içermeyen direniş biçimlerinden sivil itaatsizliğe, ve oradan sabotaja, özgürleştirmelerden silahlı mücadeleye (saldırı altında bulunan masumların ve dünyanın meşru müdafaası ve korunması şeklinde anlaşılmalı) dek  bütün araçları kullanmalıyız.

Yoksa durmadan büyüyen daha büyük bir şiddete izin vermiş oluruz, ve nihayetinde  bu nihilist, barbar, var olan herşeyi yok eden dünya düzenin anında ve sonsuza dek durdurmak için gerekenleri yapmayıp hoş görülmesi imkânsız olan şeylere hoşgörü gösteren pasifistlerin ellerinde kan lekeleri göreceğiz.

Çeviri.cemC

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.