Hayvanat Bahçeleri Kâbusu

Derrick Jensen

Eğer bizi duyabilselerdi, kullandığımız, esir edip de sömürdüğümüz o hayvanlara şunu söylerdim: siz bu duvarların arkasında yaşıyor olsanız da hergün yanıbaşınızdan bir insanlık denizi akıp geçiyor ve sizi görmüyorsa da, sizi gören bizler de varız. Lütfen sizi gören bir çoğumuzun sizin özgürlüğünüz, ve gelecek nesillerin özgürlüğü için çalıştığını bilerek huzur bulun. Bazılarımızın sizden elimize neler geçtiğini umursamadan sizi takdir ettiğini, içsel olarak ne olduğunuza bakarak, dünyanın eşsiz ve güzel bir canlısı, ahlâken bir değeri olan bir canlısı olarak sevdiğini bilin. Çoğumuz sizi zorla maruz bıraktığımız esaretten kurtulma hakkınızı anlıyoruz. Sıkı tutunun.

Yukarıdaki fotoğraf Calgary Hayvanat Bahçesi’nde çekildi, 2008’de. Bu yavru ,hayvanat bahçesinin kendi fillerini üretme programının üçüncü başarısız denemesiydi. “Başarısız”dı, çünkü anne bütün yavrularını reddetmişti; hepsi öldü yavruların, bu yavru da fotoğraf çekildikten birkaç hafta sonra öldü. Hayvanat bahçelerindeki üretim programları çoğu kez hayvan korumacılığı maskesi altına gizleniyor. Ancak bu programların çoğu aslında hayvanları esaret altında tutmaya ve hayvanat bahçelerine akan paranın artmasına hizmet ediyor (herkes yavru hayvanları görmeyi seviyor çünkü!)

No Voice Unheard tarafından yayımlanan “Thought to Exist in The Wild-Awakening from the Nightmare of Zoos/Yabanda Varolma Düşüncesi-Hayvanat Bahçelerinin Kâbusundan Uyanmak” adlı kitabından:

“Hayvanat bahçelerinden ne öğreniyoruz? Patetik, kızgın, karamsar, delirmiş hayvanlardan ne öğreniyoruz? Elektrikli çitlerin, demir parmaklıkların, çevresi kapatılmış hendeklerin önünde duran levhalarda yazılı olan klişe cümlelerden ne öğreniyoruz? İnsanların hayvan olmadığını öğreniyoruz. Hayvanların bizim için burada bulunduğunu öğreniyoruz, bizim keyfimiz için, bizim eğlencemiz için, bizim eğitimimiz için: bizim. Bizlerden bağımsız bir varlıkları olmadığını öğreniyoruz. Onlardan daha zeki olduğumuzu öğreniyoruz, eğer öyle olmasaydı muhakkak bizi atlatır, buradan kaçarlardı. Ya da, belki de, kaçmak istemediklerini öğreniyoruz, kötü yiyeceklerin ve kafes içindeki beton zeminin özgürlükten daha önemli olduğunu öğreniyoruz (insanların bu dersi kendi hayatları adına içselleştirmesini hafife alamayız). Bizim onlardan daha güçlü olduğumuzu öğreniyoruz, öyle olmasaydı onları kafeslere tıkamazdık çünkü. Teknolojik olarak güçlü olanların teknolojik olarak güçsüz olanları esaret altına alabileceğini öğreniyoruz (bir kez daha, teknolojik olarak daha güçsüz konumda bulunan insanların bu mesajı içselleştirmesini hafife alamayız).

Tek tek her birimizin, hepimizin… hayatta kendimizi ne kadar güçsüz hissedersek hissedelim, en heybetli filden veya kutup ayısından daha güçlüyüz nihayetinde. Neden peki? Çünkü gelebiliyor, ve gidebiliyoruz.

(weanimals.org)

*****

Ayrıca daha önce sitede yayımlanmış bir yazı aynı başlığı taşıyor, aynı kitaptan alıntı:

https://hayvanozgurluguhareketi.wordpress.com/2010/09/26/yabanda-var-olmak-dusuncesi/

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.