ALF’in “Pragmatik” Açıdan Eleştirisi

Aşağıdaki yazılar Dr. Steve Best ve Anthony J. Nocella II’nin editörlüğünü yaptığı Terrorists or Freedom Fighters kitabının girişi bölümüdür.

Aşağıdaki yazı daha önceden çevrilmiş olan diğer yazıların devamıdır…

ALF: Son Özgürlük Hareketi

https://hayvanozgurluguhareketi.wordpress.com/2012/01/05/alf-son-ozgurluk-hareketi/

ALF’in Yapısı ve Felsefesi:

https://hayvanozgurluguhareketi.wordpress.com/2012/01/06/alfin-yapisi-ve-felsefesi/

ALF: İkiyüzlülüğe Karşı

https://hayvanozgurluguhareketi.wordpress.com/2012/01/07/alf-ikiyuzluluge-karsi/

ALF’e İlkesel Bir Eleştiri:

https://hayvanozgurluguhareketi.wordpress.com/2012/01/22/alfe-ilkesel-bir-elestiri/

ALF:Doğrudan Eylem ve Demokrasi:

https://hayvanozgurluguhareketi.wordpress.com/2012/01/18/alf-dogrudan-eylem-ve-demokrasi/

“Son kürk çiftliği de yanana dek, buradayız.”

ALF basın bildirisi

Oyunu oynadık, kuralına göre oynadık. Ilımlıydık, mantıklıydık, profesyoneldik. Verilerimiz, istatistiklerimiz ve haritalarımız vardı. Ve mahvolduk. İşte o zaman “burada yanlış olan birşeyler var, bir şeyler yolunda gitmiyor” diye düşünmeye başladım.”

EarthFirst! Aktivisti Howie Wolkie,( ABD orman hizmetleri müdürlüğüne taviz vererek yaban hayatı koruma çabaları üzerine konuşurken)

 

Pragmatik argüman, sabotaj taktiklerinin etik statüsünü hayvan hakları hareketi için olası ve gerçek sonuçlarını irdelemek için paranteze alıyor. İlkesel eleştiri gibi pragmatik eleştiri yandaşları da hukuk ve eğitimin ilerici değişim için gerekli uygun araçlar olduğunu ileri sürüyor, sabotajın hem prematür hem de olumsuz sonuçlar doğuran eylemler olduğunu söylüyorlar. Tom Regan’ın  argümanını takip ederek eğer şiddet içermeyen değişim olanakları tam anlamıyla keşfedilmemişse o zaman “şiddet”in (Tom Regan buna mal/mülk/eşya yıkımını da dahil ediyor) meşru bir seçenek olmadığını söylüyorlar. Bu yüzden bir çok hayvan hakları kritiği sabotaj taktiklerini eğitim ve hukuksal kazanımlar yoluyla elde edilecek zor işler için bir çeşit kestirme yol yaratmak peşinde olduğunu öne sürüyor. Gördüğümüz gibi, ALF eğer bu yol boşa  çıkacaksa, legal yolu izlemekte hiçbir erdem bulunamayacağına, ve legalistik dogmaların da etkili taktiklerin daha gerçekçi bir değerlendirmesini yapmak adına ters yüz edilmesi gerektiğine inanıyor.

Eğer legal sistem hayvanlar için adalete açık olsaydı ALF’in varolmasına gerek kalmazdı. Hayvanlar köleler. Toplum onları insan kullanımı  için var olan metalar ve kaynaklar olarak görüyor. Bu yüzden hayvanların hiçbir  yasal konumu bulunmuyor, onları sömürenlerinse mülk edinme hakları anayasa tarafından korunuyor. Hayvanları koruyan yasalar kabul edilirken bile aslında zaman içerisinde yeniden yazılıyor ve hafifleştiriliyorlar, böylece nihayetinde hiçbir özellikleri kalmıyor. Çoğu kez uygulanmıyorlar bile. Araştırmaların  çoğunda  (%95) kullanılan hayvanların çoğu-fareler, sıçanlar  ve kuşların hiç biri Hayvan Refahı Yasası tarafından korunmuyor bile, bu yüzden her türden istismara açıklar. Dahası,  Genel Ticaret Anlaşması ve Gümrüğü, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması, Dünya Ticaret Kuruluşu ve IMF gibi kurumlar ve anlaşmalar tarafından yönetilen küresel kapitalizm çağında hayvanların lehine yapılabilecek yasal değişimler neredeyse imkânsız.

Dünya Ticaret Örgütü deniz kaplumbağalarını korumak ya da serbest ticaret  girişimlerini engelleyen bariyerler olduğunu düşündüğü çelik ayak kapan tuzakları yasaklamak gibi ilerici bir çok yasayı bir kenara attı. Tam anlamıyla legal bir yaklaşımı uygulama konusunda gösterilen yetersizlikler ise eğer Paul Watson’ın balinaları ve yavru fokları korumak için gösterdiği çabaların tarihi incelenirse, alenen ortada. Uluslararası Balina Avcılığı Komisyonu’nun yasaları balina avcılığını yasaklasa bile; Rusya, Japonya, İzlanda ve diğer uluslar her yıl ABD gibi devletler sırtını dönerken binlerce balinayı hiçbir ceza görmeden öldürüyorlar.

Britches

Belgeler, müdahaleler ve halktan destek görme çabaları yanında Watson ve Sea Shepherd Conservation Society olmasaydı, çok daha fazla sayıda balina ölmüş olacaktı, katliam hiç farkedilmeden, hiçbir direniş görmeden sürüp gidecekti. Watson yavru fok balıklarını mesela katiller için derilerinin kıymetini yitirmesi için hayvanları onlara zarar vermeyen bir boyayla boyamak gibi yeni taktikler geliştirince Kanada devleti Watson’ın eylemlerini yasa dışı ilan etmek için hemen yeni kanun tekliflerini kabul etti.

Orwell tarzı bu “ Fokları Koruma Kanunu” sadece fok katillerini koruyup fok katliamlarına tanık olan diğer insanlara yasaklar getirirken, aslında Watson gibi fokları savunan insanları göz önüne alarak yapıldı ve modifiye edildi. Sea Shepherd örneğinin güzelliği ise şu; Watson’ın aslında yasaları çiğnemiyor, balinaları kurtarmak için elindeki bilinen bütün yöntemleri kullandıktan sonra aslında uluslararası sularda hiçbir cezai yaptırıma uğramadan öldüren korsan balina avcılarına Watson yasayı hatırlatıyor. Bunun yanında kritikler sabotajın  aslında olumsuz sonuçları olduğunu öne sürüyorlar; meselâ a) halk yabancılaştırılmış oluyor, b)devlet baskısına davetiye  çıkarılmış oluyor. Kesin bir sosyolojik anket yapmaları olanaksız olduğu için hayvan özgürlükçülerinin medya tarafından “terörist” olarak kodlanma sıklığı artıyor, mesajları ve eylemlerinin bağlamı da halka genel olarak ulaşmıyor.

Ama sabotajın tartışmayı engellediği ve hiçbir eğitimsel değerinin olmadığı argümanı gerçek değil, bu kanıtlandı, provokatif eylemlerin –mesela Bay Area’daki foie gras şefleri ve restaurantlarına yapılan saldırılar gibi- hayvan sömürüsü koşullarını halkın gündemine getirdiği, normalde ifşa edilmeyecek, tartışılmayacak  konular adına tartışma ve değişiklikler ortaya koyduğunu biliyoruz. Watson yalnızca provokatif doğrudan eylem ve sabotaj stratejileri aracılığıyla denizlerdeki kan banyolarına uluslararası bir dikkat çekmeyi başardı.

Çoğu kez, elbette ALF ve ELF ana akım medyada “eko-terörist” adıyla etiketleniyor, özgürlük grupları şirketlerin iktidar yollarını, kendi perspektiflerini dışarıya aktarmayı, halkı hayvanların maruz bırakıldığı dehşetler ve kendilerini taktik seçimleri, ayrıca gerçek teröristlerin ifşa edilmesi konusunda tutarlı bir strateji yansıtma konusunda sıkıntı yaşıyor. İlk ALF özgürleştirmeleri PETA yardımıyla düzenlenen basın konferanslarının desteğini de yanında bulunduruyordu, başarıyla ALF’i pozitif bir şekilde resmederken bir yandan hayvan deneylerine dair zulümleri ifşa ediyordu. California Üniversitesi-Riverside’dan kurtarılan Britches gibi hayvanların önceki ve sonraki hallerini gösteren resimler dirikesimcilerin meşruluğunu yok ederken ALF’i de eylemleri illegal olsa bile haklı bulunan gerçek özgürlük savaşçıları olarak resmediyordu.

Ancak belli bir noktada, belki de özgürleştirme eylemlerinden kayıp sabotaja daha  çok odaklandıkça, stratejik ALF medya ilgisi ABD’de oldukça azaldı. Bazı kritikler medyada da ALF’in pozitif Robin Hood tarzı, daha yüce bir amaç uğruna yasaları çiğneyen haydutlar tarzı bir temsilden şiddete ve yıkıma gönül vermiş uç tipler ve teröristler olarak yansıtıldıkları bir tarza doğru yol alındığını gözlemliyordu. Nihayetinde şu soruyu sorabiliriz: ALF medyada adil ve kahraman insanlar olarak mı gösteriliyor, yoksa şiddete susamış, gülünç tipler olarak mı? Hayvan sömürüsü endüstrileri mi kınanıyor yoksa ALF mi? İnsanların ALF’e ve kurtardıkları hayvanlara sempati duyması mı isteniyor, yoksa hayvan sömürüsü endüstrileri ve hayvanların “sahiplerine” mi sempati duyulması isteniyor? Hayvanlar değil de sömürenler mi kurban olarak görülüyor? Bu medya yaklaşımı sorunu bir çok aktivistin neden “açık kurtarmaları” hiçbir mal/mülke zarar vermeden tercih ettiğini de açıklıyor, ya da kırılmış kilitlerin ya da zarar verilmiş metaların yerine yenilerini aldıklarını da açıklıyor. Compassion Over Killing’den Paul Shapiro şöyle söylüyor, “bu kurtarma eylemlerinin son derece olumlu bir medya ilgisi sağladığını görüyoruz, çünkü kar maskeleri takmış teröristler ya da yaptıkları şeyleri kabul etmekten utanan kişiler olarak gösterilmiyoruz, ayrıca açık açık yaptıklarımızı üstlendiğimiz için de  halkın tepkisi çok daha sempati dolu. Açık kurtarmaların bir diğer avantajı da mal/mülke zarar verilmemesi, bu yüzden basın olayı karıştırmıyor. Esas odak noktası gene sürüp giden bir hayvan zulmü oluyor, hayvanların hâlâ acı çekiyor. Buradaki mesele “acaba mal/mülke zarar mı vermeliydiler? Onlar terörist mi? Bu tür taktiklere göz mü yummalıyız?” Görünen o ki, hayvan özgürlüğü ve illegal doğrudan eylemler mal/mülk/eşya yıkımına ya da “şiddet”e bağımlı değildir, Gandi’nin prensiplerine tamamen uygundur, hayvan haklarına antipati duyan bir halk için kundaklama eylemleri bombalı saldırılardan çok daha dikkat çekici olabilir.

Ancak şu andaki çıldırmışlığın içinde açık kurtarmalar artık daha çok terör eylemi olarak yaftalanıyor. Açık kurtarmalar aktivistler fabrika çiftlikleri gibi halkın pek bilmediği yerlere ve sahiplerinin halkın kendilerini olumsuz görmesinden korkmadığı yerlere girdiğinde  işe yarıyor, ama laboratuarlar ve askeri üsler gibi hassas yerlere girildiğinde uzun süre hapsedilme riski daha mantıksız bir yaklaşım haline getiriyor. Legal anlamda açık ve gizli kurtarmalar arasındaki ayrım artık muğlaklaşmaya başlıyor, örneğin 1 Ocak 2004’te yeni bir yasa kabul edildi California’da, hayvan çiftliklerinden izinsiz geçmenin bedeli altı ay hapis ya da 1000 dolar para cezası olarak belirlendi. Tabii yakında açık kurtarma eylemleri yapanlar sandıklarından daha uzun süre kalabilirler hapishanede. Kaçınılmaz olarak hayvan özgürlükçüleri bir propaganda ve reklâm savaşına karışmış durumdalar, devletin ve hayvan sömürü endüstrilerinin martavallarını insanların kalpleri ve yüreklerini kazanmak için yenmek zorundalar.

Halkın bakış açısı doğrudan eylemin bir endüstrideki etkisine kıyasla daha ikincil bir  anlama sahip olabilir, potansiyel negatif medya yaklaşımı da sabotaj operasyonlarından uzak tutmamalı ama, halkın ne düşündüğünün bir manası yok demek de bir taktik hatasıdır. Eğer ALF eylemlerinin negatif görüntüsü baskın çıkarsa endüstriler kazanır ve özgürlükçüler sempatiyi kaybeder, devlet ALF’i şiddetle baskı altına aldığında çok az protesto sesi duyulur. Medyanın düzeltilemeyecek şekilde yozlaştığı ve ALF’in eylemlerini ya da bakış açısını pozitif olarak yansıtamayacağı söylenebilir, ama medya temsilleri daha muğlak ve komplekstir. Bazen medya ALF’in bakış açısını temsil eden dengeli hatta olumlu hikâyeler ortaya koyuyor, ayrıca  söz konusu sömürünün koşullarını eğitimsel bir tavırla tartışıyor bile.

Aktivistler illegal doğrudan eylemle medyada iyi bir izlenim yaratmak gibi bir seçimle yüzyüze değiller. Özgürlük aktivistleri doğrudan baskıyı eylemden sonra medya ilişkileri üzerine çalışırken de uygulayabilirler-  çok başarılı olarak Pennsylvania Üniversitesi, California Üniversitesi-Riverside ve City of Hope ’da da öyle olmuştu, büyük baskınların arkasından. Sabotaja karşı çıkanların mal/mülk/eşya yıkımından korkmak için haklı sebepleri var, kundaklama eylemleri devletten sert karşı saldırılarla karşılanacaktır. Hareketin bir bütün olarak devlet tarafından baskı altına alınması 1990’lardan sonra net bir şekilde arttı, özellikle de ALF, mink özgürleştirmelerinde ve Operation BiteBack kampanyasındaki kundaklama eylemlerinde  çok aktif olarak sahneye çıktıktan sonra. Sözde demokrasiyi ve düşünce özgürlüğünü koruyan bir devlet bir hareket etkili olup da ciddi olarak yasaları ve  şirket hegemonyasını tehdit ettiğinde baskı uygulaması kaçınılmazdır.

Anaakım organizasyonların hissedebileceği geri tepmeler aslında sadece ALF eylemlerinin sonucu olmayabilir, aynı zamanda genel anlamda hayvanları savunma hareketinin etkisinin ve şirket-devlet kompleksinin muhalefeti ezmeye yönelik iradesinin de bir sonucu. ALF’e karşı yürütülen bu argümandaki hata, devletin bir hareketin tümünü sadece yasalar yeraltı güçleri tarafından  çiğnendiğinde baskı altına alacağının sanılması. Aslında 1960’lardan sonra FBI COINTELPRO legal sistem içerisinde bulunan ve şiddet barındırmaya bütün toplumsal adalet hareketlerini gözlemiş, işgal etmiş ve bunlara saldırmıştır, söz konusu hayvan hakları ya da çevre hareketi olduğunda da durum değişmiyor. Öyle ya da böyle devletin derinlere  kök salmış sinsi çıkarları anlaşılmalı ve legal sistem aracılığıyla önemli değişimlerin yaşanacağı naifliği de terkedilmelidir.

ALF taktiklerinin bir sonuç üretmediğine dair pragmatik argümana verilen yanıtlar hayvan hakları hareketini geriletiyor ve halkın gözünde ALF’in inanırlığını azaltıyor, illegal doğrudan eylem taktiklerinin hiçbir taktiğin olamayacağı kadar başarılı olduğunun altını çizmemiz çok önemli. ALF diğer grupların görmezden geldiği, farkında olmadığı ya da legal araçlarla yardım edemediği binlerce hayvanı kurtardı.

Dahası ALF diğer grupların durdurmaya gücünü yetmediği bir çok zulüm dolu operasyona işten el çektirdi, bir çok diğer girişimin daha başlamadan bitmesini sağladı. Legal taktiklerin bürokratik kanallar içerisinde yavaşladığı noktalarda ALF tek bir gece içinde hayvanlara yönelik tehditleri elimine etmeyi başardı. 1986 yılı Kasım ayında Rod Coronado ve David Howitt (Onlar Öldürdükçe Ben Daha Çok Sevineceğim yazısının sonunda sözü edilen kişi), Reyjavik ‘daki balina “işleme” tesisini yerle bir etti ve ardından iki İzlanda balina avcılığı gemisini , filolarının yarısını yani, batırdılar. İşleme tesisine 1,8 milyon dolar ve gemilere de 2,8 milyon dolarlık zarar verdiler.

1990’ların başında Coronado ve ALF’in bir dalı olan Western Wildlife Unit’ten başka kişiler (Igniting a Revolution  kitabı çevirilerinde onların bir yazıları bulunuyor…kitap çevirisi kısmında yoksa bile arşivlerde var) kürk endüstrileri adına araştırmalar yürüten üniversitelere ve kürk çiftliklerine saldırdılar. Operation BiteBack adı verilen (ve No Compromise dergisinde bu operasyon üzerine yazılmış uzun yazıları çevirmeye niyetlendiğim) bu saldırılar kürk endüstrisini darmadağın etti. ALF saldırısından altı ay sonra 1991 yılı Haziran ayında Oregon Eyalet Üniversitesi Deneysel Kürk Çiftliği kapatıldı: araştırma yöneticisi Ron Scott medyaya kapanmalarının esas sebebinin yaşanan saldırılar olduğunu söyledi. 1991 yılı Aralık ayında Yamhill, Oregon’daki Malecky Mink Çiftliği de bir çok kundaklama eyleminden sonra tamamen kapatıldı. 1992 yılı Şubat ayında ALF Michigan Üniversitesi’nin Deneysel Kürk Çiftliği’ne yasal dışı şekilde girdi. Bu saldırıda 2 mink kurtarıldı ve araştırmacı Richard Aurelich’in ofisi ateşe verildi, sonuçta mink çiftliği endüstrisine ait 32 senelik veriler yok oldu. 1993’te ABD Tarım Bakanlığı’nın Yırtıcı Hayvan Araştırma Tesisi de akıttığı kana kundaklama eylemi sonucu son verdi. Kürk çiftçiliği endüstrisine yönelik düzinelerce yıkıcı saldırıyla beraber Operation BiteBack sırasında ayrıca binlerce mink serbest bırakıldı. Buna Oregon’un Mount Angel bölgesindeki Arritola Mink Çiftliği’nden 1997 yılında 10 bin minkin serbest bırakılması da dahil.

Operation Biteback’den bir resim

ALF eylemlerinin etkisini ölçmek için şunu sormamız gerek: kürk çiftlikleri ve dirikesim laboratuarları gibi endüstrilerin en çok korktuğu taktikler hangileri? Eğitim ve lobi faaliyetleri mi, protestolar ve gösteriler mi?.. yoksa sabotaj mı? ALF’in endüstrideki düşmanları bile ALF’in kendi alanlarındaki “ilerlemelerini” bloke eden bir düşman olduğunu kabul ediyor.

Rod Coronado

“Tıbbi İlerleme Adına Dirikesim Yandaşı Amerikalılar” grubunun başkanı Susan Paris şöyle yazmıştı: ”hayvan aktivistlerinin terörist eylemleri nedeniyle hayati öneme sahip projeler gecikti ya da bir kenara kondu. Araştırmalara ayrılan paralarla artık daha üst düzeyde güvenlik sağlanmasına ve sigorta primine ayrılıyor. Gelecek vaat eden genç bilim adamları araştırma alanında kariyer yapmayı reddediyorlar. Alandaki en üst düzeyde başarılı isimler işi bırakıyor.” Aynı şekilde, Hayvan Kuruluşları Terörizmi Üzerine Kongre’de “sabotajın doğrudan, dolaysız ve ikincil etkileri bir araya getirildiğinde ALF’in ekonomik sabotaj taktiğinin başarılı olduğu ve hedeflerine en azından saldırıya maruz kalan tesisler düşünüldüğünde ulaşılmış olduğu söylenebilir” deniyordu.

Wisconsin “ışığı”

Ancak kritikler endüstrilerin daha büyük ve daha iyi tesisler kurmak, daha çok hayvan kullanmak ya da daha fazla ağaç kesmek için ekotajdan paçayı sıyırabileceğini öne sürüyor. Ancak ekotaj taktiklerinin şirketleri elimine ettiği ya da ekonomik olarak şirketleri zayıflattığı da, onların sigorta ve güvenlik maliyetlerini yükselttiği de doğru. ALF eylemlerinin tesirini kabul ederken bile ALF’e karşı çıkanlar bu kazanımların kısa vadeli olup uzun vadede bir işe yaramadığını öne sürüyor. Onlara göre;
mülkiyete zarar verilmesi, kundaklama eylemleri ve illegal eylemler bazı dramatik mücadelelerin kazanılmasını sağlayabilir ama savaşın kazanılmasına faydası olmaz, çünkü bu süreç sabır istiyor, halk desteği istiyor, moral bir bütünlük istiyor, değişim tohumlarını daha derinlere ekmeyi gerektiriyor. Bu itiraza karşı ALF hayvanların ve dünyanın bir kriz içinde olduğunu ve direnişin artık ılımlı , taviz veren ve zamana bırakmak gibi rahat davranışları tolere edemeyeceği konusunda ısrar ediyor. Belki de savaşta zafer kazanmak bir çok taktik ve stratejinin tek bir yumruk gibi olması gerekiyordur.

Cem

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.