Türlerin Kaderi : İklim Kıyameti

 Fred Guterl

Ünlü İngiliz bilim adamı James Lovelock 1970li yıllarda Gaia teorisini oluşturdu, bu teoriye göre Dünya bir çeşit süperorganizmaydı.  Herşeyi dar bir bant içerisinde tutan bir niteliği vardı, böylece hayat mümkün oluyordu ve bu nitelik kendi kendisini düzenliyordu. Eğer herşey fazla ısınır ya da soğursa- güneş ışığı değişir ya da volkanlar sıcaklıkların düşmesine ne olursa  mesela- o zaman Gaia gerekeni yapıyordu. Bu, insanı rahatlatan bir nosyondu. Ama Lovelock’ın sonradan söylediği gibi, yanlıştı da aynı zamanda.” Size söylemek zorundayım, dünya ailesinin üyeleri ve onun bir parçası olarak siz ve uygarlık çok ciddi bir tehlikedesiniz”…2006 yılında Lovelock Independent’ta böyle yazmıştı.

Dünya o Gaia günlerinden sonra ısındı. Bilim adamları dünya iklimi konusunda artık daha karamsarlar. NASA iklimbilimcisi  James Hanson hepimizi “Venüs etkisi” konusunda uyarıyor,  Venüs etkisinde bu hızlı ısınma sonucunda Dünya’nın önümüzdeki birkaç yüzyılda artık yaşanılması mümkün olmayan bir çöle dönüşmesi ve yüzey sıcaklığını kurşunu bile eritecek düzeye gelmesi söz konusu. Ancak Hanson bile yeni bazı iklimbilimcilere göre iyimser sayılır, bu bilim adamları bu büyük değişimin birkaç yıl hatta birkaç ay içerisinde gerçekleşebileceğini öne sürüyor, özellikle de şanssızsak. İronik olarak  bu bilim adamlarının bazıları aslında Lovelock’ın öğrencileri… artık ekşimiş bir iyimserlik söz konusu.

Gerçek kötümserlerse iklime “dinamik sistemler” lensleriyle bakıyor. Dinamik sistemler denen şey,  ansızın değişmeye meyleden ve öngörmesi zor olan şeyleri tanımlayan bir matematik. Devrilme noktası matematiği,  yavaşça değişen bir sistemin ansızın ama öngörülebilir bir an içerisinde  tersyüz olması demek.  Son ana dek dengesini koruyan sonra alabora olan bir gemiyi düşünün. Bu açıdan Dünya’nın  iklimi alabora olmaya hazır ya da olmak üzere, ve bu sebeple âni, belki felaket boyutlarında değişimlere gebe. Ve bir kez alabora olduğunda onu yeniden eski hâline döndürmek  imkânsız olabilir.

İklimlerin dinamik bir sistem gibi davrandığı düşüncesi iklim değişikliğine yönelik klasik bakışların yetersizliklerini de ortaya koyuyor- bu klasik bakış ortalama almak anlamında gezegene bir bütün olarak bakıyor. Ama bu örneğin tam tersine dinamik sistemler iklimi bir çok farklı parçanın bir özeti olarak algılıyor, bu parçaların her birinin kendi nitelikleri bulunuyor ve her bir parça önceden tahmin etmesi zor bir şekilde karşılıklı birbirine bağımlı.

Dinamik sistemler teorisine iklim olgusuna uygulayan en verimli bilim adamlarından birisi İngiltere’deki Doğu Anglia Üniversitesi’nden Tim Lenton. Lenton’ın öncüleri Lovelock tarafından yetiştirilmişti. Lenton, “geçmiş verileri ve bizlere bir şeyler söyleyebilecek verileri oldukça yoğun bir şekilde inceliyoruz. Klasik vaka çalışmalarında  iklim verilerine  ilişkin keskin değişimler görüyoruz. Örneğin, Grönland’ın buz kökleri kayıtlarında iklim sıçraması görüyoruz.15 bin sene kadar önce ise çok dikkat çekici bir iklim değişikliği görüyoruz”, diyor. Şu ana kadar hiç kimse geçmişteki bu olayların sebebini bulamamış- ne bir meteor ne bir volkan ne de başka bir sebep- belki iklim kaymalarının oluş biçimlerindeki bir sebep dolayısıyla âni değişimler yaşanıyor olabilir.

Lenton esas olarak geleceği merak ediyor. Tetikleyecek belirgin bir şey olmaksızın,  aniden ve ciddi şekilde değişebilecek şeyler aradı bugüne dek. Şu ana dek dokuz adet devrilme noktası buldu- bölgesel ölçekte olup aniden bir durumdan diğerine geçebilen dokuz hava sistemi.

Her yıl güneş Hint Okyanusu’nun karanlık sularında parlıyor ve nemli ılık hava yükselip bulutlar  oluşturuyor. Artan sıcaklık ve nem güçlü bir hava sistemi yaratıyor, yani suyu yükselten ve büyük ölçeklerde ana topraklara dek kilometrelerce taşıyan bir pompa görevi görüyor. İşte bu Hint musonları, binlerce kilometre kare toprağa yağış bırakıyor. Yaklaşık 1 milyar yoksul insan Hint musonlarının güvenilirliğine ve düzenine dayanan ekinlerden günlük ekmeklerini elde ediyor.

Hindistan hızla gelişmekte olan bir ülke olmak üzere, yüz milyonlarca yurttaşı orta sınıf olmak, araba sürmek ve serinlemek için klima kullanmak istiyor. Hindistan ayrıca yoksul insanların ülkesi, çoğu  evlerini ısıtmak ve yemeklerini pişirmek için yanan tarım atıklarına ihtiyaç duyuyor. Evlerden çıkan dumanlar altkıtada büyük bir kirlilik sebebiydi, ve bu durum muson yağmurlarına engel olabiliyor. Sürekli kalabalıklaşan bir şehirde arabalardan, evlerden, otobüslerden  çıkan kurum atmosfere yükseliyor ve Hint Okyanusu üzerinde dolaşırken muson yağmurlarının gereksindiği atmosferik dinamikleri değiştiriyor. Aerosoller güneş enerjisinin çoğunun yüzeye ulaşmasını engelliyor, yani muson aynı etkiye sahip olarak devam edemiyor, buhar oluşturması için artık daha çok süre gerek. Daha az yağmur yağması, ürünleri etkiliyor.

Aynı zamanda seragazı artışının, özellikle de kuzey yarımküredeki gelişmiş ülkelerden gelen seragazı artışının Hindistan’daki yaz musonlarına çok farklı bir etkisi var: musonlar artık daha güçlü.

Bu iki zıt etki musonların kaderini öngörmeyi zorlaştırıyor, ayrıca musonları dengesizleştiriyor. Küçük bir etki- atmosfere yayılan daha fazla karbon dioksit- çok beklenmedik sonuçlar yaratabilir. Lenton musonların bir yıl içinde bir durumdan başka bir duruma geçebileceğine inanıyor. Sonra ne olduğu ise Lenton’ın net bir şekilde cevaplayabildiği bir soru değil; ama iki olasılıktan söz ediyor.

Birinci olasılık; musonların gücü ve yoğunluğu artar ama sıklığı azalır. Gazetelerde bunun örneklerin çoktan gördük. Son senelerde yağışların düzensizliği ve daha az yaşandığı, ama yağdığı zaman inanılmaz bir yoğunlukta ve beklenmeyen yerlerde yağdığına dair haberler okuduk. Çiftçiler için bu durum en az kuraklık kadar kötü; çünkü yağmur artık çatlamış toprağa ekstra bir güçle düşüyor ve çoğu toprağı doyurmadan birikiyor böylece toprağı ve bitkileri mahvediyor. Pakistan’ı 2011 senesinde mahveden seller önemli bir vaka. Eğer bu trend aynı yoğunlukta devam edip güçlenseydi üçte  ikisi çiftçiliğe dayalı Hindistan işgücü için felaket anlamına gelirdi. Hint ekonomisi için de  iğrenç olurdu- tarım Hindistan’ın gayri safi milli hasılasının % 25’ini oluşturuyor. Son derece sert bir muson ise elde edilen hasadı azaltır, çiftliklerde erozyonu artırır, Hindistan daha fazla gıda ithal ettikçe küresel gıda fiyatlarının artmasına neden olurdu.

İkinci olasılık daha kötü: musonlar tamamen bitebilir. Bu ise asla hafife alınamayacak bir felaket olur. Hindistan’daki yağmurların %80’ini oluşturan muson yağmurlarının aniden sona ermesi bir milyar insanın açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalması demek. Böylesi bir durum Hindistan topraklarının tamamen değişmesi, yerel bitki ve hayvan türlerinin ortadan silinmesi, çiftliklerin iflas etmesi, zaten sorun yaratmakta olan susuzluk  sorununun daha da kötü bir hâl alması demek olur. Hint hükümeti bu kadar büyük oranlarda bir felaketle kesinlikle başa çıkamayacaktır. Milyonlarca sığınmacı Mumbai ve Bangalore gibi büyük şehirlere hayatta kalma ümidiyle gidecektir. Hiç akla gelmedik ölçülerde bir insanlık krizi yaşanacaktır. Lenton, Batı Afrika musonlarında da benzeri bir tehlike görüyor, onun ikinci devrilme noktası işte burası.

Lenton’ın listesindeki üç numaralı devrilme noktası, kuzey kutbundaki deniz buzu. Senelerdir buzlar inceliyor, yaz mevsiminde artık daha hızlı geri çekiliyor. Yakında yaz aylarında buz tabakası tamamen ortadan kaybolabilir. Belki bu devrilme noktasına çoktan ulaşmış olabiliriz- artık kuzey kutbunun yaz aylarında buz tabakasız olması çoktan mümkün, bu durumun sürekli olduğunu düşünün. Kuzey kutbu tamamen buzsuz kalabilir. Böylesi bir değişimin etkileri büyük olur- kutupta ısınma oranının daha da arttığını gösterir bu, çünkü açık sular buzlarla kaplı denizlere kıyasla güneşin enerjisini daha çok emer.  Bütün bir sene buzsuz bir kuzey kutbu,  Grönland’ı tavada pişirmek gibi olurdu.

Dördüncü devrilme noktası, Grönland’daki dağ buzulları. Bu buzullar erise deniz seviyeleri 60 metre kadar yükselir. Bu kadar çok buzun erimesi elbette zaman alıyor. Şu anda İklim Değişikliği Üzerine Devletler Arası Panel’de ortaya konan tespitlere göre buzulların erimesi 1000 sene kadar sürecek. Bilim adamları bu kadar devasa buz kütlelerinin nasıl eridiğini tam olarak anlamıyor. Bir çok sebepten ötürü çok daha çabuk da yaşanabilir- yakın zamanlardaki gözlemler erimenin model tahminlerinin ötesine geçmekle kalmadığını, hızını da artırdığını gösteriyor. Kıyı bölgelerde dikkat çekici buz kaçınımı okyanus suyu enfüzyonuna sebep oldu, okyanus suyu da göreceli olarak ılık ve erimeyi hızlandırıyor.

Grönland: 1992-2002. Nasıl?

Bunların hepsi Lenton’ı Grönland’daki buz örtüsünün 1,000 sene değil 300 sene içinde farklı bir duruma geçiş yapabileceği sonucuna götürüyor. Grönland’ın böyle hızlı şekilde erimesi şu anda Kuzey Avrupa’ya ve İskandinavya’ya sıcaklık getiren Atlantik’e doğru akan okyanus akıntılarına çok sert darbeler indirebilir. Bu akıntıdaki ani bir değişiklik Avrupa’nın çoğunu yeniden bir buz çağına götürebilir. Bilim adamları birkaç sene önce bu olasılıktan dolayı endişeliydi; ama yeni araştırmalar akıntılarda olabilecek ani değişimlerin şu anda uzak olduğunu gösteriyor- belki binlerce sene uzak. Lenton Grönland’ın daha hızlı erimesi sonucunda daha önceki bütün ölçümlere rağmen Kuzey Atlantik’e daha fazla taze su taşıdığını öne sürüyor. ”Kömür madenindeki kanarya ne ise kutupların yaz vakti buz tabakasını yitirmesi odur” diyor Lenton.” Gerçekten Grönland buz tabakası nedeniyle endişeliyim. Çok büyük kütle kaybediyor, küçülüyor”.

Eğer Grönland tamamen buzsuz kalsaydı o zaman deniz seviyesinde çok büyük yükselmeler görülürdü –altı ya da yedi metrelik yükselmelerden söz ediyoruz. Bu durumun gerçekleşmesi 300 sene bile alsa gene de “korkunç bir felaket olurdu”, diyor Lenton, “oyunun kuralları tamamen değişirdi”. New York, Los Angeles, San Fransisco, Londra, Tokyo, Hong Kong, bütün Florida eyaleti ve Çinhindi’nin geniş bataklıkları dahil.

Altıncı devrilme noktası- Kuzey kutbunun batısındaki buzul örtüsü- daha korkutucu. Burada deniz seviyelerini 8 metre yükseltecek kadar buz var. Buz eriyor ama ağır ağır- en kötü senaryolar buzun tamamen erimesi için yüzyıllar geçmesi gerektiğini söylüyor. Ama  gene de sanıldığından daha çabuk eriyebileceğine dair kuşkular var. Eğer böyle bir şey olursa o zaman 100 sene içinde deniz seviyelerinin 5 metre yükseldiğini görebiliriz. Bir çok uzman bunu pek olası görmüyor; ama eğer olsaydı buz örtüsünün 300 sene gibi kısa bir sürede yok olacağını düşünüyorlar, yani çoğu modelin iddia ettiğinden 3 kat hızlı.

Su ve buz tek sorun değil. Amazon yağmur ormanı, Lenton’ın yedinci devrilme noktası.  Burada da tehlike var. Yağmur ormanları her zaman ıslak; ama kuru mevsimleri var, işte bu kuru mevsimler,n flora ve faunanın (bitki örtüsü ve bölgedeki hayvanların tamamı) hayatta kalmasını sınırlandırıcı bir faktör olduğu ortaya çıktı. Kereste şirketleri  yağmurları besleyecek nem üretecek ağaç sayısını azalttıkça, mevsimler daha da kuru oluyor ve daha uzun sürüyor. Son zamanlarda Amazon’daki kuru mevsimler daha sertleşti,  yağmur ormanları ekosisteminin omurgası olan orman saçaklarındaki bir çok ağacın hayatta kalmasını zorlaştırdı. Kuru mevsimler uzamaya devam ederken, flora topraktan daha fazla su çekiyor, bu da kurumaya sebep oluyor. Ağaçlar stres altında kalıyor ve  ölmeye başlıyorlar.  Orman yangınları için ormanda artık daha fazla kuru ot oluyor. Varsayım filan değil; çoktan olmaya başladı. 2010 yılındaki kuraklık sırasında Amazon’da meydana gelen 12 bin orman yangınında bu duruma tanık olduk hepimiz. Orman daha çok ağacını kaybettikçe hava örüntülerini  ılık ve nemli havayla besleyemiyor artık.

Eğer Amazon daha çok kurursa o zaman hava örüntülerine büyük etkisi olur. Amazon temelde büyük bir ıslak tropik bölgedir. Ağaçları kesip o nemli havayı yok ederseniz o zaman bölgesel sirkülasyon yapıları da değişir. Buna benzer bir durum Kanada’nın kuzey ormanlarında da meydana gelebilir (sekizinci devrilme noktası da bu). Bu ormanların ölmesi demek şu anda permafrostta(kutuplarda donmuş toprak) sıkışmış bulunan 50 milyar -100 milyar ton karbonun atmosfere salınması demek. (Anthony Marr, M-Bomb adlı videosunda bu metan salınımı sonucunda atmosferin ağır ağır ısınacağını ve dünyanın gerçekten cehenneme döneceğini anlatıyor. Youtube’da İngilizce altyazı ile izlenebilir-Cem).

Hava haritalarında görmeye alıştığımız temel hava örüntüleri de ani değişimlere açık. Bunların arasında El Niño – Güney Osilasyon- da bulunuyor. İşte bu, Lenton’ın dokuzuncu ve son devrilme noktası. El Niño, Pasifik Okyanusu’nun batı kısmından doğuya doğru bir su kabarcığı hareketi ile beraberinde nemli ılık hava getiriyor. Bu ılık su serinleyerek batıya doğru dönerken El Niño sona eriyor ve  orada La Niña başlıyor. Bu iki yapı kabaca 5 yılda bir yer değiştiriyor. Gözlemlere göre bilim adamları bu iki yapı arasında daha sert ve hızlı bir değişim görmeye başladı. Hava örüntülerinin daha farklı bir olaya, mesela yapılar arasında daha hızlı bir akım kesimine sebep olabileceğini düşünüyorlar. Böyle bir olasılığın Amazon’a olumsuz etkisi olur; Lenton yağmur ormanlarını zaten tehdit eden trendlerin daha kötü bir hâl alacağını söylüyor.

Ancak gerçek kâbus senaryosu bütün bu değişimlerin birbirini güçlendirmesi ile meydana geliyor. Kutuplar yazları gördüğümüz buz örtüsünü kaybederken Grönland  buzullarının erimesine, böylece kuzey ormanlarının değişmesine sebep olur. Taze su akışı termohalin dinamiklerini değiştirerek jet akımını etkiler. El Niño-Güney Osilasyonu ve Amazon birbirini takviye edecek şekilde hareket eder, belki Hindistan ve Afrika’daki musonları etkiler. Lenton, “ birisine bulaşırsanız diğerine de etki edebilirsiniz demek saçma olmaz”, diyor,” nedensellik bağının nereye gideceği belli değil. Bağlı olduğunu biliyoruz, düz bir çizgi olmadığını biliyoruz, bir şekilde birleştiklerini biliyoruz. Birisinde bir değişim gördüğünüzde diğerinde de değişiklikler görüyorsunuz”.

“İşte o zaman domino dinamiklerinden söz edebiliriz. En kötü senaryo, birisini sizin devirdiğiniz ve bunun sonucunda diğerlerinin de devrilmeye başladığı senaryo. İşte bu tür domino etkileri söz konusu”.

Bu en kötü senaryoyu yaşamamız  için iklimle  ilgili mükemmel fırtına türünden ani değişim olaylarına tanık olmamız gerek. Ancak eğer olursa,  en azından, her şeyin  çok çabuk olacağını biliyoruz.

***

yazı Steve Best’in sitesinden..siteye de yazarın aynı isimli kitabından alınmış (The Fate of  The Species).

Cem

Türlerin Kaderi : İklim Kıyameti” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.