İnsanlaş(ma)

Lâle Sözmen

  • İnsanın doğası manipülasyondur. Yeryüzünde insan, tekno-endüstriyel yaşamı tasarlarken, kendi doğasını da tasarlayan, biyo-teknoloji ürünü bir canlı haline gelmenin rüyası için çalışmaktadır. İnsanın hayvan doğası, bu manipülasyon içinde erimiş ve geriye dönüp bakıldığında, doğasından ürken bir tür ortaya çıkmıştır. Uzun zaman önce doğada yaşamanın doğrudanlığı ve kendiliğindenliği, tahakküm edebilmenin gücüyle yer değiştirdiğinde; insanlık, hayvan doğasıyla arasına mesafe koymuş ve evriminin marifetiyle ‘hayvandan öte’ bir tür haline geldiğini iddia edebilmiştir. Aynı şekilde ekosistemin bir parçası olduğunun reddi, tüm canlıların üstünde efendiliğe ve hiyerarşik bir ilişkiye dönüşmüştür. Bu anlamda doğa, insanın kendi dışında konumlandırdığı bir meta ve ihtiyaçlara uydurularak değer üretme kapasitesiyle, muğlak bir varoluş halidir. Doğaya atfedilenler, insan evriminin evreleri boyunca kültürünün ona biçtikleriyle tarif edilebilmiştir.
  • Türlerin doğasını oluşturan, evrimsel geçmişleridir. Oysa Homo sapiens, artık tür farklılığını tanımlamaktan ziyade, ‘insanlaşma’ diyebileceğimiz kültürel ve zihinsel bir yaratımı tarif etmektedir. Ted Kaczynski’nin de ‘insan kimliği politikası’ olarak ifade ettiği insanlaşma, hayvan doğasına karşı kurgulanmış, türler üstü ve tür içi bir kimlik paradigmasıdır. Günümüzde ise bu kimlik politikası, genetik mühendisliği ile birleştirilerek, biyolojik, kültürel ve zihinsel bir kopuşu, geri dönülmez bir yabancılaşmayı, gelecek vaadi olarak sunuyor. Evrimsel süreçleri sabote ederek, insanı, biyolojik olarak tanrısal bir yaratımın nesnesi haline getirmenin önünü açıyor.İNSAN KİMLİĞİ İLE ÇATIŞMA

    Farkında olarak ya da olmadan hepimiz kurgulanmış insan kimliği ile çatışma içindeyiz. Bedenimizle, zihnimizle, sosyal ilişkilerimizle ve çoğu zaman toplumsal olaylarda cinnetlerimiz bu kurgu kimlikle çatışma halinde. Bu yüzden insanın kendi doğasına yönelik içkinliği arama isteğini, -statik bir öz aramaktan ziyade- kendiyle barışması olarak anlamak gerekir. Elbette ki, bu barışma hali doğada bir üstüncülüğe izin vermeyecektir. Bu nedenle insanın kimlik oluşturma inşası, ne kadar insan olup olmadığımız üzerine kurulan, tür içi ve tür dışı ayrımcılıkların dayanağıdır. Ayrımcılığı dayatan insanlık kültürü, -insanlık adına- yapacağı her türlü yağmacılığı meşru kılacaktır. Toplum, iyi-kötü, güzel-çirkin ve doğru-yanlışlara hüküm vererek; cinayet, katliam, sömürü ve istismarı, kendine münhasır bir ahlak anlayışıyla meşrulaştırıp, adaleti gözettiğini söyleyecektir.

    İnsan kimliği politikası bir uygarlık politikası olarak hakimiyet kuran, hak iddia eden ve düzenleyici bir kimliğe aidiyetlik yaratır. Bu aidiyetlik, kuşaklar süren kültürel bir kimliğe dönüştüğünde insan, gezegenin geleceğini tayin etme hakkını kendinde görüp, tüm yaşam üzerinde karar verme yetkisiyle, adaletli(!) bir dünyayı da insanın yaratabileceğine inanan, kendini ev sahibi gören anlayışı sorgulanmaz bir gerçeğe dönüştürür. Hiçbir türün ihlal etmediği bu sınırı, dağları aşan binalarıyla, okyanusları geçen gemileriyle, gökyüzünü delen uçakları ve toprağa açtığı dev çukurlarla, hayvan doğasını reddeden bir inkarcılıkla karakterize eder. İnsanlaşma, gelişim aşamaları açısından doğayı ve diğer türleri sömürme pratikleri üzerinde ilerlediğinden, tahakkümcü bir kültürün başlangıcı saymak mümkündür. Uygarlık araçları, insan türünün refahını, ekosistemin önüne koyarak, yüzlerce yıldır yıkımı, bir yaşam politikası haline getirmiştir. Doğanın döngüsünü inkar eden yapay gelişim, üst üste binen sorunların çözümünü, medeniyetin duvarlarını daha da yükseltmekte bulmuştur.

    Uygarlığın ekonomisi, yarattığı metropol pazarların rekabetini geliştirmek için geldiği son noktada, üretim ve tüketim devamlılığını sağlayacak kentli yaşam tarzını icat etmiştir.. Toplumların soyutlamaya dahil edilebilmesi için onları örgütleyebilecek yaşam alanları gelişmeye ve yeni bir yaşam-üretim biçimi oluşmaya başlamıştır. Küçük topluluklar halinde yaşayan halklar, kitle yaşamının getirdiği sosyal ilişkilere, ihtiyaçlara ve sorunlara bağlı olarak yeniden şekillenmiştir. Tüm canlılığı var eden ekosistemin yerini alan şehirler, yapay ve sentetik bir yaşam ağına dönüşmüştür.

    ŞEHRİN İNSANI

    Kitlesel tüketim kültürünün mabetleri olarak bir insanlaşma hastalığı ve doğaya açılmış savaşın neferleridir şehirler. ‘Şehrin insanı’ ise insan dışı her şeyin aşağılandığı, küçümsendiği ve nefret duyulduğu bir bilince ulaşmıştır. Doğayı ve diğer türleri tükettiği müddetçe var olabilir. Zira tüketimin doğası bunu gerektirir.

    İroniktir ki, şehirler, sadece insan dışını değil, kendi türünü de sömürmek üzere planlanır. Üretim sistemi, iş gücü gereksinimini, sınıflı toplumun varlığına borçludur ve bunu sağlayacak hiyerarşik toplumu, ihtiyaç sistemine bağımlı hale getirir.

    Şehirler, birlikte yaşama arzusundan değil, tahakkümün uygulama alanları olarak tasarlanmıştır. Ortak bir yaşam amacına bağlanan insanlık, sembolik kültürün köleleri haline getirilmiştir. Devlet, aile ve toplum, insan kimliği politikasını hayata geçirecek olan sembolik kültürün sistematik eğitim dayatmasıyla, uygar bir kentli haline getirir bireyleri. İnsanlaşma süreci bu anlamda insanı ne daha ileri bir seviyeye taşımıştır ne de iyi bir gelecek sunmaktadır. Daha fazla gelişmenin ve ilerlemenin sözde kurtarıcılığı, insana ve insan dışı yaşama kölelikten başka bir şey sunmamıştır.

    Bu kimlik ancak şehirlerde varlığını sürdürebilir. Hayatta kalmanın sırrı bu köleliğin güdümünde yaşamanın kabulüdür. Bir yandan da şehrin konforu denilen şey doğa içinde var olmayı unutmuş olmanın rahatlığıyla, -tüketim dayatmasıyla- sunulanlar arasında seçim yapıyor olmanın özgürlüğünü sevmektir. Yaşamı saatlere bölüp yaşamaktır. Tüm karar mekanizmalarının, yaşamınızı ele geçirmesidir. Her şeyden önemlisi o konfor hayaletini gerçeğimiz haline dönüştürmemizdir.

    İnsanın garip bir yeteneği daha var. Bunca gelişme iddiasına rağmen, yaşadığı dünyayı tahlil edememesi gibi.. Yaşam bulduğu doğayla ve kendi doğasıyla girdiği savaşta, aklının esiridir insan..

    evrensel.net

http://www.evrensel.net/news.php?id=43145

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.