Etiket: ALF

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN : Hayvan Refahçılığı, Hayvan Hakları, Hayvan Özgürlüğü ve ALF.

Aşağıdaki röportaj Erika Wardle ve Nichali Ciaccio tarafından 2005 yılında yapılmış, Dr. Steve Best sorulara cevap vermiş.

ALF nedir? Lütfen taktikleri, “ideoloji”leri ve etik duruşları konusunda bize bilgi verin.

ALF  hayvanları sömürünün dehşetinden ve esaretinden kurtarmak adına bilinçli olarak yasayı  çiğneyen insanlardan oluşmuş birbiriyle gevşek bir şekilde alakalı hücreler topluluğudur. Bir hücredeki eylemciler diğer hücredekilerin ne yaptığını bilmediği için, hiyerarşik olmayan yapıları ve anonimlikleri yasal otoritelerin bu kuruluşu yok etmesinin önüne bir engel olarak çıkar. Hayvan özgürlüğü eylemcileri; ister kürk çiftlikleri, ister üniversite laboratuarları olsun, hayvanları serbest bırakmak ya da kurtarmak için yasal olmayan şekillerde de bu binalara veya yapılara girerler. Ayrıca hayvanlara yapılan zararı önlemek ve sömürü endüstrilerini ekonomik olarak zayıflatmak için o yapılardaki mal ve mülkleri yok ederler.

(daha&helliip;)

ALF Tarafından Baskına Uğrayan ve Kapanan Kürk Çiftlikleri

Peter Young

Bu liste ALF’in kapattığı kürk çiftliklerinin listesi değildir.

Bu liste  ALF tarafından baskına uğrayan ve nihayetinde kapanmış olduğu kesinleşen kürk çiftliklerinin listesidir.

Eldeki kanıtlar bu çiftliklerin çoğunun hayvan özgürlükçülerinin baskınları dışındaki sebepler sonucu kapandığını ortaya koyuyor- ancak her biri için ALF  bir faktör  olmuş. Çiftliklerin çoğu ya ALF tarafından yapılan baskından yıllar sonra kapandı, ya da serbest bırakılan hayvan sayısı o kadar azdı ki çiftliği iflas ettirmesi mümkün değildi.

Ancak aktivistler tarafından kapatıldığı kanıtlanan çiftlikler de var.

(daha&helliip;)

Neden Hayvan Hakları?

ALF

Bazı ALF üyeleri “insanlar bütün hayvanlara evcil hayvanları gibi davranmalı” diyor. Bir köpekle bir domuz arasında fark görmüyorlar.

Bazıları “bu, pek de güven duyulmaması gereken duygusal bir tepki” diyor, ancak kendileri de pet taşlarına ve içi doldurulmuş hayvanlarına duygusal olarak bağlılar.

Bazıları hariç bir çok insan hayvan hakları aktivistlerinin hayvanları fazla ciddiye aldığına inanıyor. Onlara göre orantı kavrayışlarında bir dengesizlik var.

(daha&helliip;)

Hayvan Özgürlüğü: Bedeli Ne Olursa Olsun

Robin Webb

ALF Press Officer /ALF Basın Sözcüsü

“Hayvan manyakları”, “teröristler”, “insandan nefret edenler”, bunların her biri iktidara aç, çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen sömürücüler ve medya tarafından başka türlerden kardeşlerimize adalet için “Hukuk” çerçevesi-kimin hukuku?- dışında çalışan ALF’i ve benzeri grupları tanımlamak için kullanılan terimler.

Gerçek çok farklı.  İnsanlar farklı sosyal gruplardan, farklı yaşlardan, farklı inançlardan  geliyor ya da inançsız insanlar.  ALF’i ve benzeri grupları oluşturan merhametli komandolar bunlar işte.

(daha&helliip;)

ALF’i Neden Desteklemiyorsunuz ?

Dr. Steve Best

FBI’ın resmî eko-terörizm tanımı: “ DOĞAYI KURTARMAK ADINA İŞLENEN SUÇ”

Bu tanım “doğayı kurtarmak” adına yapılan eylemleri suç olarak nitelerken doğayı yok eden eylemlerin Tanrı ve bayrak tarafından onaylandığı, her yeri tahakküm altına alan kapitalist toplum ve onun kafa yapısı hakkında ciltler dolusu şey söylüyor bizlere.

Günümüz dünyasında teröristler gerçekten var, ama bu teröristler ALF değil.  En kana susamış ve tehlikeli suçlular bugün ABD şirketleri ve devletinin en tepelerindeler; işte halkları sömüren, hayvanları katleden ve gezegene tecavüz edenler onlar!

(daha&helliip;)

ALF’i Savunuyorum Çünkü…

 Rod Coronado

No Compromise dergisinden…

1985’ten beri ALF üyesiyim ve şu anda  1992 yılında Michigan Eyalet Üniversitesi’nin Kürklü Hayvanlar Araştırma Tesisi’ne yapılan ALF saldırısı sebebiyle federal hapishanede 57 aylık cezamı yatıyorum. Bu saldırıda kürk çiftçiliği endüstrisi için yapılan 32 senelik araştırma sonuçları tamamen yok edildi, ayrıca Deneysel Kürk Çiftliği’nden 2 mink kurtarıldı. ALF’in şiddete başvurmayan doğrudan eylem yöntemlerine inanan birisi olarak Freeman Wicklund’ın doğrudan eylemle  ilgili yazısına cevap vermek istiyorum.

(daha&helliip;)

Hayvan Özgürlüğü ve ALF Röportajı

2008 yılında Sinan’ı internetten ALF ile ilgili bilgi edinirken tanımıştım…hayvan özgürlüğü sitesinde yazılar vardı. Ben de çevirilere başladım ve yazıları siteye eklemeye başladık. O dönemde ALF’e Sinan’ın sorduğu soruları ilettik, yanıtlar da kısa sürede elimize geçti. Sene 2009.

www.hayvanozgurlugu.com  sitesi ALF’le-mail aracılığıyla röportaj yaptı. Sorular Sinan’dan.

1- Hayvan özgürlüğünü sadece vegan veya vejetaryen olmak sınırları içinde düşünmek doğru mu? Eğer vegan veya vejetaryen olmayan bir kişi de hayvan özgürlüğü mücadelesinin parçasıysa, bu kişinin samimiyetsizce davrandığını söyleyebilir miyiz?

(daha&helliip;)

ALF:12 Nisan ABD Eylemi

 

ABD’de bu sabah 3 avcılık karşıtı;  bir av kulesi, üç adet ağaç gözetleme yerini yıktı; bir kamerayı kullanılamaz hale getirdi.

Av kompleksine yaklaşınca  kendimizi gizledik ve dürbünle arazi boş mu diye baktık. Kimsenin olmadığını anlayınca anında eyleme geçtik ve geyik öldüren gizli tuzağın yanına gittik.

(daha&helliip;)

“ALF:Terörist mi? Özgürlük Savaşçısı mı? “

Yazan: Gökhan Gençay
Yazı Kaynağı: Birgün Kitap

İnsanlık yeryüzünde kendine var olma, hayatını sürdürme alanı kurabildiği günden beri, evi olarak benimsediği teritoryasında kendisi dışındaki tüm canlılara faydacı, hiyerarşik derecelerle dayattığı üstünlüğü sahiplenen bir perspektifle anlam yüklemiştir. İnsanlığın hâkim, yerleşik bilincinde doğa, tüm özneleriyle birlikte topyekûn biçimde insan denen üstün, nitelikli canlının hayatını kolaylaştırmak, ona hizmet etmek, konfor kapasitesini arttırmakla yükümlüdür. Bu mantıkla adım adım inşa edilen ve kuşaklar boyunca içselleştirilen tahakküm anlayışı; dünyayı, içinde yaşayan tüm canlılarla birlikte kendi ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemesi gereken bir hammadde kaynağı olarak kodlamıştır.

(daha&helliip;)

ALF’in “Pragmatik” Açıdan Eleştirisi

Aşağıdaki yazılar Dr. Steve Best ve Anthony J. Nocella II’nin editörlüğünü yaptığı Terrorists or Freedom Fighters kitabının girişi bölümüdür.

Aşağıdaki yazı daha önceden çevrilmiş olan diğer yazıların devamıdır…

ALF: Son Özgürlük Hareketi

https://hayvanozgurluguhareketi.wordpress.com/2012/01/05/alf-son-ozgurluk-hareketi/

ALF’in Yapısı ve Felsefesi:

https://hayvanozgurluguhareketi.wordpress.com/2012/01/06/alfin-yapisi-ve-felsefesi/

ALF: İkiyüzlülüğe Karşı

https://hayvanozgurluguhareketi.wordpress.com/2012/01/07/alf-ikiyuzluluge-karsi/

ALF’e İlkesel Bir Eleştiri:

https://hayvanozgurluguhareketi.wordpress.com/2012/01/22/alfe-ilkesel-bir-elestiri/

ALF:Doğrudan Eylem ve Demokrasi:

https://hayvanozgurluguhareketi.wordpress.com/2012/01/18/alf-dogrudan-eylem-ve-demokrasi/

“Son kürk çiftliği de yanana dek, buradayız.”

ALF basın bildirisi

Oyunu oynadık, kuralına göre oynadık. Ilımlıydık, mantıklıydık, profesyoneldik. Verilerimiz, istatistiklerimiz ve haritalarımız vardı. Ve mahvolduk. İşte o zaman “burada yanlış olan birşeyler var, bir şeyler yolunda gitmiyor” diye düşünmeye başladım.”

EarthFirst! Aktivisti Howie Wolkie,( ABD orman hizmetleri müdürlüğüne taviz vererek yaban hayatı koruma çabaları üzerine konuşurken)

  (daha&helliip;)

Hayvan Hakları Aktivistleri Saldırdığında

 

Daniel Andreas San Diego, FBI’ın En Çok Aranan Teröristler listesine 2009 yılında girdi, Osama Bin Ladin’in hemen yanına yerleşti. Bin Ladin gitti ama San Diego hâlâ orada. Başına 250,000 $ ödül konan, “ silahlı ve tehlikeli” şeklinde nitelenen San Diego Berkeley, California’lı ve FBI listesine giren 2. Amerikalı. San Diego 34 yaşında, vegan ve becerikli bir denizci. Dövmelerinde yanan ve  çöken binalar var. Göğsünde ise “tek bir kıvılcım yeter” sözlerinin yazdığı yanan tepeler görünüyor.

(daha&helliip;)

Geri Çekilmek Yok, Teslim Olmak Yok

Dr. Steve Best

HOWARD ZINN: “Bizim sorunumuz sivil itaatsizlik değil. Bizim sorunumuz sivil itaat. Bizim sorunumuz dünyanın her tarafındaki insanların kendi devlet liderlerinin dikte ettiği şeylere itaat etmiş olması ve savaşa gitmesi, milyonlarca insan işte bu itaat nedeniyle öldürüldü. Bizim sorunumuz dünyanın her yerindeki insanların yoksulluk, açlık ve aptallık, savaş ve zulüm karşısında itaatkâr olması. Bizim sorunumuz hapisaneler adi suçlularla dolup taşarken, büyük hırsızların ülkeyi yönetmesi ve insanların bütün bunlara itaat etmesi. İşte bizim sorunumuz bu.

(daha&helliip;)

ALF’e “İlkesel” Bir Eleştiri

Dr. Steve Best

Esas mesele uç noktalarda olup olmayacağımız değil, ne türden uç insanlar olacağımız. Hem ulus hem de dünya yaratıcı sivri insanlara büyük ihtiyaç duyuyor.

Martin Luther King, Jr.

Eğer ALF “aşırı” taktikler kullanıyorsa, bunun sebebi hayvanlara yapılan kötülüğün de ekstrem olması ve  yasaların hayvanları sömürenler tarafından ortaya konan soykırımı koruduğu koşullar altında  acil ölçülerin ele alınmayı gerektirmesidir. Devletten gelen baskının sürekli artması ve hayvan/dünya özgürlüğü eylemlerine yönelik cezaların çoğalmasına rağmen, bugünün gerilla savaşçıları ne geri adım atıyorlar ne de tehdide pabuç bırakıyorlar. Kuzey Amerika ALF Basın Odası sözcüsü “ALF ve ELF’i durdurmanın tek yolu, keyfini süren toplumumuzun bu insanları böyle dramatik eylemleri hayata geçirmeye mecbur eden konularla ciddi olarak yüzleşmesidir, görünüşe göre bunun pek de gerçekleşmediğini söyleyebiliriz” diyor. İster hareketi destekleyenler isterse muhalif olanlar tarafından dile getirilsin, ALF taktiklerine yönelik iki ortak eleştiri bulunuyor, bunlardan birincisine “ilkesel” veya “içsel” eleştiriler diyeceğiz, ikinci eleştiri türüne ise “pragmatik” veya “dışsal” itirazlar adını veriyoruz. İlkesel eleştiri, mal/mülk/eşya yıkımının etik doğasını incelerken (yani eylem doğru mu, yanlış mı? diye sorarken) pragmatik eleştiri ise sabotaj taktiklerinin dışsal sonuçlarını inceler (yani sabotaj eylemleri harekete yardım mı etmektedir yoksa hareketin önüne engeller mi çıkarmaktadır diye sorar).

(daha&helliip;)

ALF: Doğrudan Eylem ve Demokrasi

 Dr. Steve Best

İktidar karşılığında bir şey talep etmeden hiçbir şey vermez. Hiçbir zaman vermedi, hiçbir zaman vermeyecek.

Frederick Douglass

Doğru şey için bile olsa oy kullanmak aslında o şey için hiç bir şey yapmamak demektir. Sadece herşeyin olduğu gibi devam etmesi konusundaki arzunuzu zayıf bir biçimde ifade ediyorsunuzdur. Akıllı bir akıl hakkını ne şansın merhametine bırakır ne de çoğunluğun iktidarı yoluyla üstün olmasını ister.

Henry David Thoreau

Doğrudan eylem her zaman arbeden çıkarandır, herşeyi başlatandır, işte bütün bu kargaşa sayesinde hiç birşeyi umursamayanlar, baskının artık hoş görülemez bir boyut aldığını farketmeye başlar.

Voltairine deCleyre (1866-1912) Amerikalı anarşist ve feminist yazar

Her zaman yasalara boyun eğdik. Bir yasaya şahsen katılmasanız bile ona gene de uyarsınız. Yoksa hayat kaosa dönüşürdü.

Gertrude Scholtz-Klink/Adolf Hitler’e Bağlı Kadınlar Bürosu Yöneticisi

(daha&helliip;)

7 Ocak Fransa ALF Eylemi

Rambouillet

 

 

Rambouillet

31 Aralık gecesi Paris yakınlarındaki Rambouillet ormanında Fransız aktivistler bir bölümü tamamen avcılığa tahsis edilmiş ormana girdiler.

Avcıların burada av bölmeleri bulunuyor, hayvanlar buralara geldiğinde ise kaçmaları imkânsız oluyor. Bu yüzden telleri kestik (böylece kaçmaları artık mümkün oldu), ayrıca 4 avcı bölmesini de parçaladık. Bunlardan biri nehire atıldı.

Fransız ALF dünyanın her yerindeki gruplara, bütün tutuklulara ve herşeyden önce bütün hayvanlara iyi bir yıl diler.

Barry Horne’un güzel anısına…

Fransız ALF

 

ALF: İKİYÜZLÜLÜĞE KARŞI

Kitabın giriş kısmını okumaya devam ediyoruz.

Dr. Steve Best

“Devrimlerin gül suyuyla yapıldığını mı sanıyorsunuz?” Alain Chamfort

 

ALF’in iki farklı yüzü var:  hapisanelere izinsiz olarak girerek hayvanları kurtaran ve serbest bırakan “iyilik dolu” yüzü ve bir de  binaları ateşe veren, pencereleri kıran, araç gereçleri kullanılamaz hale getiren “kötülük dolu” yüzü. Halk ise sadece ALF’in iyilik dolu yüzüne sempati duyuyor; çünkü eşya/mal ve  mülke zarar verilmesinin şiddet olduğuna inanıyor. Bir çok hayvan hakları aktivisti ALF’in her iki yönünü kucaklarken diğer aktivistler ise ALF’in esas mesajının özgürlükten sabotaj yapma şeklinde değiştiğini ve böylece aslında daha “şiddet dolu” bir yola saptığını düşünüyor. Aslında ALF her zaman hayvan özgürlüğü söz konusu olduğunda hem bu görüşlerin hem de bu yolların birbirinden ayrılmaz bir şekilde içiçe olduğunu düşünüyor. ALF’e göre hayvanlar kısa vadede sağlanabilecek en büyük fayda söz konusu olduğu sürece hem serbest bırakılmalı hem de kurtarılmalıdır; ama sabotaj uzun vadede hayvan sömürüsü endüstrilerine maksimum zararı vermeli ve gelecekte gerekebilecek özgürleştirmeleri önlemek ya da azaltmak için çabalamalıdır.

(daha&helliip;)

ALF’İN YAPISI VE FELSEFESİ

 

Kitabın giriş bölümünden  okumaya devam…

DR.STEVE BEST

 “Felsefi olarak çok tehlikeliyiz. Bu tehlikenin birazı metanın hayattan daha değerli olduğu ilüzyonuna inanmamaktan kaynaklanıyor. Bu amacından sapmış ayrıcalığı gün yüzüne çıkarıyoruz, sistem bu inanç olmadan hayatta kalamaz. “

Eski ALF sözcüsü David Barbarash

Eğer ALF’i diğer gruplarla karşılaştırmak istiyorsak doğru seçim el-Kaide ya da Saddam Hüseyin’in Cumhuriyet Muhafızları değil, doğru olan Underground Railroad ve Yahudilerin anti-nazi direnişidir. ALF’teki erkek ve kadınlar  Nazi Almanya’sında tutsakları ve Soykırım kurbanlarını özgürlüğüne kavuşturan ve nazilerin kurbanlarına işkence edip onları öldürmek için kullandığı silahları, tren yollarını ve gaz odaları gibi ekipman ve araç gereçleri yok eden özgürlük savaşçılarıdır. Aynı şekilde, özgürleştirdikleri hayvanların çoğu için veteriner bakımı ve yuva sağlayan ALF kendine ABD’deki Underground Railroad hareketini model alıyor, bu hareket kaçak kölelerin özgür eyaletlere ve Kanada’ya varmasına yardım etmişti. Ancak şirket toplumu, devlet ve medya, ALF’i terörist diye yaftalarken ALF aslında geçen iki yüzyılın büyük özgürlük savaşçılarıyla büyük benzerlikler taşıyor, ayrıca hayata yönelik şiddeti ve kanı durdurarak diğer türler adına adaleti sağlama arayışı sebebiyle çağdaş barış ve adalet hareketleriyle de bir kan bağına sahip olduğunu ortaya koyuyor.

(daha&helliip;)

Walter Bond’un Dayanışma Mektubu

Walter Bond

Informal Anarşist Federasyonu’yla Dayanışma Mektubu

Merhaba yoldaşlar; şeytani kötülüğe, baskı ve zulme ve devlet onayla tahakküme karşı mücadele eden herkese selam olsun!

Chat yapmayıp da eylem yapan herkes, ben sizin kardeşinizim. Çok uzun zamandır, teorik, felsefi, kalpsiz ve merhametsiz korkaklar özgürlüğün standart savunucuları gibi gösterdiler kendilerini. Ama özgürlük bir kitap değil, bir söyleşi değil. Özgürlük kabul edilen bir dizi kanun da değil, sistemin sizi kendi çürümüşlüğüne dahil etme çabası da değil.

(daha&helliip;)

Walter Bond’un Mahkemedeki Konuşması

13 Ekim günü Walter’a Utah’daki ALF kundaklamaları sebebiyle 87 ay hapis cezası verildi. Bu yeni ceza Colarado’daki cezasına eklenecek. Böylece i ALF Lone Wolf Walter 12 yıl 3 ay hapis yatmış olacak. Şu ana dek 15 aydır hapiste.

Walter dün mahkemede şu konuşmayı yaptı:

Ben Salt Lake City’deki Tandy Deri Fabrikası ve  Sandy, Utah’da foie gras adındaki korkunç zulüm ürünlerini satan Tiburon restaurantına düzenlendiğim kundaklama eylemleri nedeniyle buradayım bugün. ABD mahkemeleri bana mümkün olan en maksimum cezayı vermek istiyor ama bunu benim “suçlarım” sebebiyle istemiyor; açık sözlü olmam ve  pişmanlık duymamam sebebiyle istiyor. Önsezilerim ansızın pişman oldum diye mahkemenin bana merhamet etmeyeceğini söylüyor. Bu yüzden kendimi kurtarmak adına mahkemeye yalan söylemek yerine, eminim bir çok insan cezalarının kesinleştiği gün pişman oluyordur ama size gerçekten ne sebeple üzgün olduğumu söylememe izin verin.

(daha&helliip;)

HAYVANI YEMEMEK – BİR PETER SINGER OKUMASI

CAN BAŞKENTHayvan Özgürleşmesi-Peter Singer-2005

0. Giriş

Ahlak felsefesi, değindiği konuların bir tümellik olarak tüm insanları ilgilendirmesi nedeniyle aşina bir popülerliğe sahiptir. Ahlak felsefecileri bu popülerliğe kimi zaman şaşırtıcı ve hatta gülünç, kimi zaman da uyku kaçırıcı ve hatta rahatsız edici; ancak felsefi ve mantıksal olarak doğru ve geçerli gözlem ve tespitlerle ulaşmaktadır. Son otuz yılda, Peter Singer benzer gözlemleri sıklıkla dile getirmiştir. Örneğin;

“Çocuk oluşumuna yol açmayan her tür cinsellik, çok da uzak olmayan bir geçmişe dek, en iyi ihtimalle ahlaksız bir şehvet, en kötü ihtimalleyse de bir sapıklık olarak görülüyordu. Birer birer bu tabular düştü. Seksi üremeden ayırmak için doğum kontrol hapı kullanmanın yanlış olduğu fikri şimdilerde ziyadesiyle tuhaftır. (…) Fakat, her tabu da çökmüş değildir. Partilerde köpekleriyle seks yapmanın ne kadar iyi olduğunundan söz eden birini duyudunuz mu? Muhtemelen hayır. Hayvanlarla seks hala bir tabudur.”
[15] [çeviri benim – CB]

(daha&helliip;)

10 Haziran İsveç ALF Eylemi

 

10 Haziran 2011 – İsveç
132 TAVUK KURTARILDI

“8 Haziran gecesi, İsveç Karlskoga’nın kuzeyindeki bir yumurta çiftliğinden 132 tavuk kurtarıldı.Orada küçük,bir kafeste 7-9 tanesi birarada pislik ve gürültü içinde ve temiz havadan yoksun yaşıyordu. Kaderleri, kısa hayatlarının son gününe kadar yumurta üretmekti. Artık mutlu bir hayat sürecekler ve ilk kez kanatlarını açıp güneşin sıcaklığını tüylerinde hissedebilecekler.”

Çeviri:Çisemmm

10 Haziran ALF Eylemi

10 Haziran 2011 – Londra

SİRK ARAÇLARINA SABOTAJ

4 Mart 2011 gecesi ALF aktivistleri Zippos hayvan sirkine ait araçları sabote etti.
“Doğu Londra’daki Finsbruy Park alanına, gece hayvan istismarcıları uyurken girdik. Birçok aracın kilitleri zamklandı, egzozları tıkandı ve ön camlarına zarar verildi.
Bunu bir uyarı olarak görün – hayvan sirklerine müsamaha yok. Hayvanlar eğlencemiz değil, bize ait değil. Sömürü ve istismardan kar sağlamaya çalışanlara saldırmaya devam edeceğiz. Bütün hayvanlar özgür olana kadar!”

Çeviri:Çisemmm

Son ALF Eylemleri

Son çevirmen arkadaşımız Çisemmm ALF eylemlerini takip ediyor….

3 Haziran 2011 – İsveç
HAYVANAT BAHÇESİ VANDALİZMİ

“Dün gece Göteburg’da, fokları ve penguenleri esaret altında tutan Slottsskogen hayvanat bahçesindeydik. Kapşonlarımızla kameralardan yüzlerimizi saklayarak, güvenlik ve toplantı binalarını ‘hayvan istismarı’ ve ‘alçaklar’ gibi sloganlarla boyadık. Girişin hemen sağındaki duvara da ‘hayvan istismarcıları’ yazdık.

Daha sonra kuşları hapsettikleri binanın tamamını da benzer sloganlarla boyadık. Tabelaları boyayıp, yön gösteren okların yerlerini değiştirerek hayvanat bahçesi ziyaretçileriyle dalga geçtik.

(daha&helliip;)

6-7 Haziran ALF Eylemleri

 

6 Haziran 2011 Peru
FRANSIZ KARGO ŞİRKETİNE SAHTE BOMBA İHBARI

“3 Haziran’da Lima, Peru’daki Air France-KLM kargo şirketinin ofisine sahte bomba ihbarında bulunduk. Bu ikazla, şirketin çalışanlarını, garip deneyler için hayvan taşıdıklarını anlattık ve Huntingdon Yaşam Bilimleri enstitüsüyle yaptıkları iğrenç ticaret hakkında bilgilendirdik.

Bu şüpheli şirket Huntington Yaşam Bilimleri ile bağlarını koparması için uyarıldı, yoksa ofisleri BOMM!!
Bir dahaki sefere telefon uyarısından fazlası olacak. ”

Peru Hayvan Özgürlüğü Hareketi

7 Haziran 2011 İsveç
HAYVANAT BAHÇESİNE TEKRAR SALDIRILDI

isimsiz rapor:

“İsveç, Gothenburg: Bu gece Slottsskogen hayvanat bahçesine tekrar gittik. Çöp kovalarına İsveç Hayvan Özgürlüğü Hareketi harfleri olan DBF yazdık; ve yine siyah sprey boyayla “hayvan istismarcıları” yazan büyük bir damga bıraktık.

Daha sonra parkın merkezi olan ve güvenlik kameralarıyla izlenen binaya giderek bütük duvarları “hayvan istismarcıları” ve “cehenneme gidin!” gibi yazılarla boyadık. Camları patlatmayı düşündük ancak güneş doğmak üzereydi ve güvenlik görevlileri o saatlerde geliyordu, bu yüzden ayrılmaya karar verdik.”

İsveç Hayvan Özgürlüğü Hareketi (DBF)

Çeviri:Cisemmm

ALF Manifestosu

Dr. Steve Best

Siyah Amerikalılar ve ırkçılık karşıtları adalet ve eşitlik  için mücadele etmeye devam ederken, ahlâki ve politik odak noktası çok daha kadim, yaygın ve yoğun, şiddet içeren; küresel bir soykırımda milyarlarca hayvanı esir edip işkence eden ve öldüren bir kölelik biçimine doğru kayıyor.

Hayvan özgürlüğünden insan özgürlüğünden bahsettiğimiz şekilde söz ediyoruz. İnsanlar fiziki nesneleri esir edemez, tahakküm altına alamaz veya sömüremez, ayrıca fiziki nesneler özgürleştirilemez, serbest bırakılamaz, azat edilemezler.

Bu terimler ancak duyguları olan organik yaşam formları için geçerli; yani acı ve zevk, mutluluk ve ızdırap gibi  hisleri tecrübe edebilen canlılar için geçerli.

(daha&helliip;)

Şiddete Başvurmamanın Ötesi

ALF’i kuran kişi, Ronnie Lee.

Ronnie Lee

Arkangel dergisi /1989

Hayvan haklarını temsil eden çok sayıda insanın ALF eylemlerini “şiddet”  içerdiği gerekçesiyle daha fazla eleştirdiğine tanık oluyoruz. Ama şiddet ve  şiddetsizlik arasındaki çizginin (artık o çizgi her neredeyse) gerçekten doğru ve yanlışı birbirinden ayırdığına emin miyiz?

(daha&helliip;)

20 Nisan Rusya ALF Eylemi

26 Mart 20100 günü bir grup eko-anarşist Syktyvkar, Komi Cumhuriyet, Rusya Federasyonu’ndaki bir barınaktan 50 yuvasız köpeği kurtardı. Bu eylemin sebebi bölgedeki hayvan hakları gruplarına göre geçmişte  bu barınağa kapatılan köpeklerin sonunda öldürülmüş olmasıydı (boğazları bıçaklarla kesiliyordu), cesetleri ise yakılıyordu.

ALF- Komi

Hayvan Ekstremizmi mi? Evet, evet aynen öyle.


Casey Suchan

Ekstremist? Şiddet dolu? Terörist? Kesinlikle öyle. Ama biz değil.

Bunların hepsi et, ilaç ve  kürk endüstrilerinin hayvan haklarını savunanları ve eylemcileri tanımlamak  için kullandığı kelimeler. Bu dili kullanmaktan vazgeçiremeyiz onları; ama kendimize karşı bu dili kullanmaktan vazgeçebiliriz.

Bu sözcükleri ait oldukları yere doğru yönlendirmemizin vakti geldi, yani gerçek teröristlere, şiddet ve ekstremizm uygulayanlara, yani hayvanları sömürme endüstrilerinin kendisine. Birbirimizin kullandığı metodlar konusunda fikir ayrılıkları olsa bile buna  şiddet demeyelim. Dile dikkat edelim. İllegal diyelim. Suç diyelim. İyi ya da kötü bir taktik diyelim.

(daha&helliip;)

Zekî Varlıklar Galaksimize Girdi: “Bir Düşünce Deneyi”


Ted Altar 

KİM BUNLAR?

Görünüşe göre hominidler; ama hem teknoloji hem de zekâ anlamında kesinlikle daha üstünler ( hiç bir şeyi unutmuyorlar ve  sayı hesaplamada bilgisayarlarımızı kesinlikle yenebilirler). Hatta benzersiz yetenekleri bulunuyor (meselâ, duyu dışı algılamaları var). Teknolojileriyle beraber  insanlardan çok çok daha güç sahibiler. Hatta “cılız dünyalılar”a (video oyunlarında kullanılan bir ifade) karşı oldukça “üstün” oldukları bile söylenebilir.

NE İSTİYORLAR? 

Yüzyıllar önce gezegenlerini hem aşırı kirlikle hem de aşırı nüfusla mahvetmişler. Bu sorunlar uzun zaman önce  çözülmüş, ama artık gezegenlerinde kendilerinden başka bir “hayvan” yaşamı bulunmuyor. Bu kalabalık gezegende  sayımızın çok fazla olduğunu dikkate alarak, zeki küçük yaratıklar olduğumuzun altını çizerek, hatta fizyolojik bazı özeliklerimizin aynı olduğunu görerek bizi gezegenleri için kullanmak adına bir “kaynak” olarak düşünmeye başlamışlar, ve bu yüzden de kendi keyifleri adına bizi “spor” olarak avlamak için kendilerine izin verilmesini istiyor, gıdaları olalım diye bizi “çiftliklere” kapatmayı ve tıbbî bilgilerini daha da geliştirmek  adına üzerimizde deneyler yürütmeyi istiyorlar.

(daha&helliip;)

Her Pizza Dilimi ve Danalar

“Bir ineğin süt üretebilmesi için bir dana doğurması gerekiyor.

Danaların yarısı dişi, bu dişiler süt sığırı olmak için yetiştiriliyorlar. Diğer yarısı ise… Düşünün: erkek danayı mezata çıkarmak 10 dolara mal oluyor. Her erkek dana çiftçiye 5 dolar kazandırıyor. Onların kaderlerini inkâr etmeyin; çünkü eğer pizza ya da peynir ya da yoğurt ya da dondurma yiyorsanız, o yediğiniz şey tat alma organlarınızı doyurmak için üretilmiş demektir. Sorumluluğunuzu kabul edin.”

animalliberationfront.com

Videoyu lütfen  izleyin…

Açık Kurtarmalar ve Hayat Mücadelesi: Michal Kolesar Röportajı

Tam boy görünüm için tıklayın

Michal Kolesar’ın 2008 yılında verdiği bir röportaj

http://www.michalkolesar.net

Çek Cumhuriyeti’nde hayvan özgürlüğü hareketi ne durumda?

Hayvanları istismarını savunanlarla işbirliği yaparak , ödünler vererek ilerliyor ve bunu da bir strateji olarak meşrulaştırıyor. Uysal bir hareket, ve hayvan refahına odaklı. Boş kelimelerle dolu. Popülerliği hedeflemiş, içeriği pas geçmiş bir hareket.

Doğrudan eylemler söz konusu olduğunda ise ALF tişörtleri giyip konselere gitmek ve internet tartışmalarına dahil olmaktan başka bir şey olmuyor.

(daha&helliip;)

ALF: Laboratuar Kurtarmaları Nasıl Yapılıyor ?

ALF hücresi sorulara cevap veriyor…

Neden laboratuar kurtarmaları yapıyorsunuz?

Laboratuar kurtarmaları dirikesime karşı yürütülen savaşta büyük önem taşıyor.

Eğitim ve ekonomik sabotaj, uzun vadede hayvanların hayatlarını kurtarıyor; ama hayvanları hem laboratuarlardan hem de diğer istismar yerlerinden kurtarmak, onların hayatlarını şimdi kurtarmanın tek yolu. Laboratuar kurtarmaları eylemcilerin girişebileceği en riskli ve en kompleks eylemler arasında yer alıyor. Bu sebeplerle, planlama ve hazırlık bu tür eylemlerdeki en önemli adımları oluşturuyor.

(daha&helliip;)

Fransa’da ALF Mezbaha Kamyonlarını Yaktı

24 Mart’ı 25 Mart’a bağlayan gece, gece yarısına doğru, Paris’in Ablis bölgesinde bir kamyonu yaktık, romörküne hasar verdik. Bu kamyonlar Propdesos şirketine ait, kasaplara, mezbahalara ve şarküterilere bir takım aletler satıyorlar. Bu şirkete saldırdık; çünkü bu şirket et endüstrisiyle iş birliği yapıyor. Yarın gene kamyon yollarsa aynı şey olacak. Cesaretimizi kıramazlar. Hayvanların yaşadığı katliamlar sona erene dek düşüncelerimiz için mücadele edeceğiz. Et endüstrisinin bizleri insan olarak küçük düşürdüğünü lütfen unutmayın.

Şimdi harekete geçin ve hayat kurtarın. Sabotajlar, yangınlar veya özgürleştirmeler… dünyanın her yerinde acı çeken hayvanlar uğruna gereken her türlü şekilde mücadele etmek zorundayız.

Fransız ALF’i.

 

“ONLAR DAHA ÇOK ÖLDÜRDÜKÇE, BEN DAHA ÇOK SEVİNECEĞİM”


Ariana

No Compromise

 

Pek de uzun olmayan bir süre önce Washington’daki Japon Büyükelçiliği önünde durdum, elimde pankartım, Japonya’nın balina avcılığına yeniden başlamasını protesto etmek için oradaydım. Birkaç saat boyunca medyayla konuşup broşürleri dağıttıktan sonra posterlerimizi, pankartlarımızı toplayıp eve gitmek için metroya bindik. O an büyük bir fark yarattığımızı düşünmüştüm, iyi davranışlar sergilemiş küçük grubumuz en azından iktidara sesini duyurabilmişti.

(daha&helliip;)

Balık Çiftçiliğinin Ekolojik Deliliği

 

Paul Watson

Sea Shepherd Kaptanı

İnsan nüfusu büyümeye devam ettikçe ekolojik taşıma kapasitesine daha fazla stres biniyor. Bu durumun en belirgin olduğu yerlerden biri deniz ekosistemleridir. Okyanuslarda homo sapiensin giderek çoğalan nüfusunu besleyebilecek balık yok.

Ticarî balıkların yaban nüfusları yok oldukça Atlantik somon balığını evcilleştirip bu hayvanı kapalı bölmelerde geliştirme fikri oluştu girişimcilerde. Bu “somon çiftlikleri” şu anda Şili, İskoçya, Yeni Zelanda ve Tazmanya’da her yerde görülüyor.

(daha&helliip;)

YENİ BİR DÜNYA YARATMAK

 

2005 yılında ALF Basın Sözcüsü olan David Barbarash ile yapılmış bir röportaj

Claudette Vaughan

Yeni Terörizm Kanunları artık gündeme gelmişken ALF’in İngiltere’de ne kadar etkili olduğunu düşünüyorsunuz? Hükümetlerin baskısına rağmen ALF etkisini sürdürecek mi?

Bu hükümetin uygulamaya çalıştığı yeni mevzuat SHAC gibi aleni eylemlere uygulanabiliyor sadece. Hükümetin sözünü ettiği ekonomik zarar tüketicilerin HLS ile ilgilenmemesini sağlıyor. ALF’in sebep olduğu türden bir zarar değil bu. Bu yasalar, bırakın durdurmayı,  ALF’i etkileyebilecek bir şey  bile değil.

(daha&helliip;)

Merhamet ve Eylem


Dr. Steve Best

Etiğin, eylemin ve motivasyonun kaynağı nedir? Bunun cevabı, kişinin doğa teorisine dayanır. İnsanlar rasyonel ve mantıklı varlıklar mıdır, yoksa temel olarak içgüdülerine ve hislerine göre mi davranırlar? Temel olarak düşünmeye yönelik bir özümüz mü var yoksa bizler uzun bir evrimsel tarihin hayvansal ürünleri miyiz? Bu sorulara verdiğimiz cevaplar, hayvan haklarıyla alakalı eylemleri gayrete getirmek ya da bu konudaki fikirleri etkileme biçimlerimize şekil veriyor.

(daha&helliip;)

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN ALF: Hayvan Refahçılığı, Hayvan Hakları, Hayvan Özgürlüğü ve ALF.

Aşağıdaki röportaj Erika Wardle ve Nichali Ciaccio tarafından 2005 yılında yapılmış, Dr. Steve Best sorulara cevap vermiş.

Yeni Diyanet İşleri Başkanı kurbanlarla  ilgili masum bir iki cümle eden Tarkan’a  “bize hayvan hakları dersi vermeyin ” demişti. Bu dersin gerekli olduğunu bildiğimiz için, derslere geç kalanlar için bir özet sunuyoruz….

ALF nedir? Lütfen taktikleri, “ideoloji”leri ve etik duruşları konusunda bize bilgi verin.

ALF  hayvanları sömürünün dehşetinden ve esaretinden kurtarmak adına bilinçli olarak yasayı  çiğneyen insanlardan oluşmuş birbiriyle gevşek bir şekilde alakalı hücreler topluluğudur. Bir hücredeki eylemciler diğer hücredekilerin ne yaptığını bilmediği için, hiyerarşik olmayan yapıları ve anonimlikleri yasal otoritelerin bu kuruluşu yok etmesinin önüne bir engel olarak çıkar. Hayvan özgürlüğü eylemcileri ister kürk çiftlikleri, ister üniversite laboratuarları olsun, hayvanları serbest bırakmak ya da kurtarmak için yasal olmayan şekillerdede bu binalara veya yapılara girerler. Ayrıca hayvanlara yapılan zararı önlemek ve sömürü endüstrilerini ekonomik olarak zayıflatmak için o yapılardaki mal ve mülkleri yok ederler.

Resmi ALF prensipleri şunlardır:

–          Hayvanları sömürü mekanlarından kurtarmak,

–          Hayvan sömürüsünden çıkar elde eden endüstrilere ekonomik hasar vermek,

–          Kapalı kapılar arkasında hayvanlara karşı işlenen dehşet verici, korkunç zulümleri ifşa etmek,

–          İnsan ya da insan olmayan hayvanlara zarar vermemek için gereken bütün önlemleri almak

Bu prensiplere uyarak hareket eden -ve vegan olan -herkes  ALF’tir.

ALF’teki erkek ve kadınlar Nazi Almanya’sında savaş tutuklularını ve Soykırım kurbanlarını serbest bırakan, Nazilerin kurbanlarına işkence edip onları öldürmek için kullandığı silah, tren yolları ve gaz fırınlarını yok eden özgürlük savaşçılarına benzetiyor. Güney Afrika’da özgürlük uğruna şiddeti destekleyen ve şiddete başvuran Nelson Mandela’nın ırk ayrımcılığı karşıtı hareketi ya da şu anda İsrailli zalimlere karşı mücadelelerini sürdüren Filistinlileri de kendilerini benzettikleri diğer oluşumlar arasında sayabiliriz.

Aynı şekilde, özgürlüklerine kavuşturdukları hayvanlar için veteriner bakımı ve bir de yuva buldukları düşünülürse bir benzetme de ABD’deki Undergroud railroad hareketiyle yapılabilir. Bu hareket 1800’lerde kaçak insan  kölelerin eyaletlerden kaçıp Kanada’ya gitmesine yardım ediyordu. Şirket toplumu, devlet ve medyanın özgürlükçüleri terörist olarak damgalamasına rağmen ALF geçen iki yüzyılın en büyük bazı özgürlük savaşçılarına önemli benzerlikler gösteriyor; ayrıca hayata karşı sürüp giden şiddeti ve kana susamışlığı sona erdirme arayışı ve diğer türler için adaleti yerine getirme arzusuyla da çağdaş barış ve adalet hareketlerine benziyor.

Hayvanların temel haklara sahip olduğu görüşünden yola çıkan hayvan özgürlükçüleri, bilim adamlarının ya da endüstrilerin hayvanları bir eşya gibi sahiplenebileceği argümanını reddeder. Yani hayvanların yaşama, özgür olma ve mutlu olma hakları vardır, bunların hepsi de hayvanların derilerine yakarak vurulan mal statüsüyle damgasıyla çelişiyor.

İnsan çıkarlarının hayvan çıkarları üzerinde tutulması türcülüktür, bu da önyargıya ve ayrımcılığa dayalı bir inanç sistemi olup ırkçılık ya da cinsiyet ayrımcılığı gibi etik olarak hatalı ve felsefi anlamda da temelsizdir, ama anlamları itibarıyle ölümcül ve bağlayıcıdır. Bu yüzden, ALF; hayvanların kürk çiftlikleri veya laboratuarlardan çalınması için değil, özgürlüklerine kavuşturulması için mücadele eder; birisi hayvan sömürenlerin cansız mal ve mülklerini kullanılamaz hale getirdiğinde o kişinin canlıların haklarının ihlal edilmesi suretiyle yanlış bir şekilde kullanılan şeyi düzelttiğine inanır.

ALF şirket-devlet kompleksinin yarattığından daha yüce bir yasa olduğuna inanır, bu, ABD politik  sisteminin çürümüş ve taraflı heykellerinin ötesine geçen ahlaki bir yasadır. Yasa yanlış olduğu zaman, doğru olan şey, onu çiğnemektir. Tarihte ahlaki ilerlemeler sıklıkla bu tarzda meydana gelmiştir, Amerikan köleciliğinin yenilmesinden Hitler’in anti-semitizminin mağlup edilmesine ya da Alabama’daki “sadece beyazlar” yazılı cafelerdeki oturma eylemlerine dek  bir çok durumda bu böyle olmuştur.

Boston Çay Partisi’ni sivil itaatsizliğe başvurmanın tarihi bir örneği olarak görüyorsunuz. ALF bu itaatsizlik tarihinin( ve doğrudan eylemin) nasıl bir sonucu olabiliyor ve ayrıca nasıl oluyor da yepyeni bir oluşuma dönüşüyor?

1773’te  Sons of Liberty adlı yer altı oluşumunun 50 üyesi 342 sandık İngiliz çayını Boston limanından denize döktü; çünkü çay üzerindeki yüksek vergiyi ve genelde İngiliz hakimiyetini protesto ediyorlardı. Sonunda koloniler bir çok sabotaj taktiği, şiddet eylemleri kullanarak ve nihayetinde savaşarak İngilizlerin iktidarının altını kazmayı, yeni yeni ortaya çıkan bir ulusun iradesini oluşturmayı ve bağımsızlığı kazanmayı başardılar.

Amaçsız bir yıkım eylemi olmaktan öte, mal ve mülke zara vermek meşru bir adalet çağrısıydı, bunu başarmanın güçlü bir yoluydu ve halen de öyledir. Sivil itaatsizlik ve sabotaj bir çok modern özgürlük mücadelesi için katalizör görevi gördü. Boston Çay Partisi’nden  Underground Railroad’a, Sufrajelerden İnsan Hakları Hareketi’ne; Vietnam Savaş Protestolarından Seattle Mücadelesine dek ABD’deki en temel mücadele ve hareketlerinin hepsi insan hakları ve özgürlüklerini genişletmek için sabotaj ve doğrudan eylem taktiklerine başvurdu. Şimdi aynı taktikler hayvanlardan yana kullanılıyor. Bu taktikler insanlar  için kullanıldığında destekleyen ama hayvanlar için kullanıldığında kınayan herkes türcülük suçlusu ve bu insanların mantıksal tutarlılık kontrolüne  ihtiyacı var. Buradaki yenilik ALF’in kullandığı taktiklerde değil, bu taktiklerin özgürleştirmek istediği türlerde. Hayvan özgürlüğü insan özgürlüğü üzerinde gelişir; ama hayvan özgürlüğü insancılığı üstünlükçü değerlerinden kurtarırken hayat mücadelesini de bir sonraki kademeye doğru genişletir.

Hayvan Hakları ve Hayvan Refahı arasındaki fark nedir?

İnsanların hayvanların yaşadığı ızdıraplara ilgi gösterip bunu azaltmak için çalıştığı zamanlardan beri hayvan refahçılığı felsefesi kültürümüzün bir parçası. Hayvan refahı grupları 19. ve 20.yüzyıllarda  ABD ve İngiltere’de çok yaygındı;  ama 1970’lerden itibaren refah felsefesi insanların sömürmesine karşı hayvanlara daha güçlü bir koruma sağlama amacı güden bir haklar felsefesine dönüştü. Refahçılar hayvanlara” gereksiz” acı verilmemesi gerektiğine inanır, ve hayvanların çekmek zorunda bırakıldığı bütün acıların “insanca” yapılması gerektiğini öne sürer. İnsanlar gibi, hayvanların da çıkarları vardır- mesela acı çekmeme hakkı gibi- ve bu haklara saygı gösterilmelidir. Ancak refahçılar söz konusu insan çıkarları çok önemliyse bu hakların kurban edilebileceğine ya da savsaklanabileceğine inanır. Söz konusu refahçı görüşe dayanarak hayvanların çıkarları insan eğlencesinden (sirk, rodeo, boğa güreşleri, horoz dövüşleri ve benzeri) et tüketimine ve dirikesime kadar bir çok sebeple iptal edilebilir. Bu yüzden hayvan refahçılığı sadece sömürünün detaylarını düzenler, ona son vermez, insanların hayvanlardan üstün olduğuna, insanların hayvanlar üzerinde Allah vergisi bir egemenliği olduğu şeklindeki tür ayrımcısı belite inanır.

Hayvan hakları, hayvanların sözde daha büyük bir fayda ya da sonuç uğruna kurban edilmesine izin evren faydalanmacı refahçı belitleri reddeder. Hak kuramcıları eğer hayvanların hakları varsa-çünkü insanların hissetme yeteneği bulunuyor  ve bir hayatın öznesi durumundalar- o zaman hayvanların da aynı sebeplerle hakları olduğunu öne sürer. Dahası, hayvanların çıkarlarının insan çıkarları uğruna kurban edilemeyeceğini öne sürerler, bu da sonuç ne kadar iyi olursa olsun değişmez (mesela buna tıpta sözde bir ilerleme kaydetmek de dahildir). Bir çok insanın  “daha büyük bir amaç” uğruna bir insanı kurban etmenin ahlaken yanlış olduğunu kabul etmesi gibi hayvan hakları kuramcıları da aynı mantığı hayvanlara uygular. Hayvan hakları daha büyük kafesler değil boş kafesler talep eder. Hayvan hakları, insanların hayvanlardan üstün olduğu şeklindeki tür ayrımcısı hiyerarşiyi reddeder, bütün hayvanların acı ve zevki hissedebilme yeteneklerinde görece eşit olduğunu, hepsinin kompleks bir hayatın öznesi olduğunu öne sürer.

Hayvan Hakları hareketini var olan en dinamik hareket olarak görüyorsunuz; ama Zapatistalar ve Narmada Bachao Andolan gibi gruplar da hem dünya çapında  ilgi çektiler,  hem de hareketlerinde önemli başarılar elde ettiler. İddianızın doğruluğunu nasıl ispatlayabilirsiniz?

Bunu söylüyorum; çünkü  Hayvan Hakları hareketi küresel bir çerçevede büyük bir yoğunluk gösteriyor, toplumda, etik ve insan bilincinde güçlü değişimler yaratıyor. Doğrudan eylem bölümleri her gün düzinelerce kez endüstrilere saldırı düzenliyor, İngiltere’de bu durum o kadar etkili ki ekonomiye her yıl milyarlarca pound zarar veriliyor, bugün artık uluslararası biyoteknoloji ve ilaç şirketleri para  kaybediyorlar. İngiltere’deki doğrudan eylem düzenleyen anti-dirikesimci hareket bu yüzden El-Kaide’ye kıyasla ekonomi için daha büyük bir tehdit olarak algılanıyor. ABD’de ELF ve ALF en önemli iki “yerel terörizm” tehdidi olarak görülüyor, bunu FBI’ı terörizm tanımlarına inandığım için değil, hayvan özgürlüğünün şirketler ve tür ayrımcısı değerlere yönelik tehdidinin göstermesi açısından söylüyorum. Hayvan hakları küresel anlamda sadece ilgi çekmekle kalmıyor, bu gerçekten de küreselleşmiş bir hareket, insan hakları hareketlerine kıyasla insan paradigmalarını daha radikal şekillerde değişime uğratıyor. Gerçekten de, etiği insanlarla sınırlayan insancılıktaki hataları düzeltip etiği daha geniş bir ölçeğe yerleştiriyor ( Zapatistalar hayvan ve çevre konularını kavrama anlamında diğer insan hakları gruplarına  göre daha gelişmiştir). Hayvan özgürlüğü, ahlaki evrimimizdeki yeni mantıki gelişim. Hayvan özgürlüğü insanların son 200  sene içerisinde yaptığı etik ve politik gelişmeler  üzerinde gelişir ve onları mantıki sonuçlarına taşır.

ALF’in en önemli başarılarına örnek verebilir misiniz?

Genel olarak ALF eylemleri binlerce operasyona zarar verdi, bir çok işyerini kapattı, bir çok diğerini de saldırı korkusuyla daha ileri aşamaya geçmeden durdurdu.

İlk ALF eylemleri; Howard Ün., Bethesta Naval Araştırma Enst, California  Üniversitesi’nin değişik dalları, Oregon Üniversitesi, Pennsylvania  Üni., Texas Tech Üni., City of Hope, SEMA laboratuarları, Beltsville Tarımsal Araştırma Merkezi ve benzeri yerlerdeki deney laboratuarlarından kedi, köpek, tavşan,kobay fareleri, domuz gibi hayvanları ve primatları kurtardı. En önemli akınlardan biri 1984 yılı Mayıs ayında gerçekleşti, ALF Pennsylvania Üniversitesi kafa yaralanmaları laboratuarına girdi, burada primatlar metal başlıklarla pnömatik bir araca bağlanmış bir şekilde bekletiliyorlardı, amaç insanlarda kafa yaralanmalarını araştırmaktı. ALF buraya 60 bin dolarlık zarar verdi ve daha  önemlisi araştırmacıların maymunların acısını hiçe sayan zalimlik dolu sadist hareketlerinin belgelendiği 60 saatlik bantları da  çaldılar. Kurtarma “Unnecessary Fuss –Gereksiz Telaş” adındaki şok edici filmin çekilmesini sağladı, bu filmden sonra laboratuar kapatıldı. PETA’nın halkla  ilişkiler yardımıyla hayvanların esareti ve işkenceye uğratılmasına yönelik bir farkındalık sağlandı.

Aynı şekilde 1985 yılı Ocak ayında Los Angeles’ta, City of Hope Ulusal Tıp Merkezi’ndeki kurtarma eylemleri de ilerici bilim ve “insancıl araştırma” maskesi ardında yatan korkunç cehennem çukurlarını ifşa etti. ALF kurtarmaları ve ardından PETA aracılığıyla gelen medya ilgisi ve haber konferansları insanları köpeklerin ve diğer hayvanların maruz bırakıldığı özensiz ameliyatlar, yetersiz oranda ya da hiç bulunmayan ameliyat sonrası bakımı yüzünden acı çekmek zorunda kaldığı durumlar ya da kafeslerinde kanları akarak ölmeleri , kendi  dışkılarında boğularak öldükleri durumlar hakkında bilgilendirdi. Gazeteler  halkın öfkesini yansıtan mektuplarla doldu taştı, hükümetin yaptığı soruşturmalar sonunda Hayvan Refahı Kanunu’nu ihlal eden bir çok örnekle karşılaşıldı. Ulusal Sağlık Enstitüleri federal araştırma fonlarına ayırdığı 1 milyon dolardan fazla bir meblağı askıya aldı, deneyler durduruldu. Üç ay sonra ALF California Üniversitesi Riverside laboratuarına baskın düzenledi, burada Britches adında 3 haftalık bir makak maymunu kurtarıldı. Britches annesinden alınmış, göz kapakları dikilmiş bir şekilde bir tel kafese tıkılmıştı. PETA bu uç noktalardaki istismar hakkında hükümet organlarına resmi şikayet dilekçeleri doldurdu, kendi üyelerinden Kongre’deki vekillerine yazılar yazmasını istedi, ayrıca etkileyici bir video da hazırlandı. Kurtarmanın öncesi ve sonrasına dair resimler şaşırtıcıydı ve eylemin haklılığı da alenen ortadaydı. Bir kez daha, halk “bilim”in kapalı kapıları arkasında meydana gelen dehşet verici olayları öğrenmişti, Riverside da artık kara lekeyi hak etmiş oluyordu. ALF’in Britches’ın kurtardığı geceden sonra 17 araştırma projesinden 8’i tamamen durduruldu.

ALF sadece masum hayvanları kurtarmakla kalmıyordu, bilim maskesi altında yaşanan sadizmi de ifşa ediyordu, halkı da kurumsallaşmış hayvan istismarı hakkında eğitiyor, halkı dirikesim gibi çok nadiren tartışılan konularda fikir yürütmesi için bilgilendiriyordu, bir çok durumda da refahçı reformların hayata geçirilmesini sağlıyor ya da bazı operasyonların tamamen kapatılmasına sebep oluyordu.

İlk baskınlar kurtarma eylemleriydi ama zamanla esas mesele kundaklamaya, mal ve  mülke zarar verilmesine doğru kaydı. En yıkıcı etkiye sahip eylemlerden biri 1987 yılında yapıldı, Davis’teki California Üniversitesi’ne ait 20 araç ve hayvan teşhis bilimi laboratuarı ateşe verildi, 5.1 milyon dolarlık zarar verildi. 1992 yılı Şubat ayında Rod Coronado ve diğer ALF üyeleri Michigan Eyalet Üniversitesi’ndeki mink araştırma laboratuarını ateşe verdiler, 100,000 dolarlık zarara sebep oldular, kürk çiftliklerinde mink yetiştirmek için elde edilmiş 32 yıllık verinin yok olmasını sağladılar.1989 yılı Nisan ayında Tucson’daki Arizona Üniversitesi’ne yapılan saldırıda eylemciler 1,200 hayvanı kurtardı, üniversiteye 700,000 dolarlık zarar verildi. 1997 yılı Mayıs ayında Oregon’daki Arritola Mink Çiftliği’nden 10,000 mink kurtarıldı; bu, ABD’deki en büyük kurtarma eylemi oldu. Ekonomik anlamda en çok zararı ise Minnesota’daki Alaska Kürk Şirketi gördü, 1996 yılında yapılan eylemden sonra kürkler ve diğer eşyalar 2 milyon dolarlık  zarar görürken binaya da 250,000 dolardan fazla zarar verildi.

Etkili sonuçlar alınan saldırı listesi uzatılabilir, en son da 2004 yılı (röportaj 2005 yılında yapıldı) Kasım ayında meydana gelen eylemi sayabiliriz, burada Iowa üniversitesinin cehennemi andıran laboratuarlarından ve Bay Area’daki foie gras üreticilerine yönelik saldırılardan (2003) 400 hayvan kurtarıldı, bu eylemlerden sonra bu endüstrinin kötülüğüne yönelik ulusal tartışmalar yaşandı.

ALF’in düşmanlarına “şirket-devlet kompleksi” adını veriyorsunuz. Ne demek istiyorsunuz?

Eski tarz Marksist teoriye göre, devlet aygıtı kendi otonomisini arada bir özellikle de ulusal ya da federal anlamda kullansa da , temelde birleşik ekonomik iktidarın politik kanadıdır ve şirketler  için gereken her şeyi yapar. Kongre ile  FDA(Gıda ve İlaç İdaresi) ve EPA (Çevre Koruma Kuruluşu) gibi federal düzenleme aygıtları arasında bir bağlantı var; mesela, aynı çıkarlara sahipler ve bu çıkarları muhbirlere ve eylemcilere karşı  beraber koruyorlar. Monsanto gibi şirketlerin ve et, süt, ilaç gibi endüstrilerin CEOları Kongre’den veya federal organlardan kendi spesifik çıkarlarına uygun mevzuatların yasallaşması için gereken süre boyunca iş alıyorlar. ABD Kongre üyesi Bill Tauzin büyük bir ilaç lobicisi, Sağlık Sigortası reçeteli ilaç önergesinin Kongre’den geçmesinde büyük rol oynadı. Bu, ilaç endüstrisi için büyük bir başarıydı, böylece federal hükümetin reçeteli ilacın maliyetini görüşmek  için satın alma gücünü kullanmasının önüne geçilmiş oldu.

Son zamanlarda yapılan bir Frontline belgeseli büyük ilaç şirketlerinin ilaçların pazara sunulmasında hızlı bir yol izlediğini ve bu ilaçların tehlikeli yan etkilerini de FDA’in (Gıda ve İlaç İdaresi) tüketiciler yerine ilaç şirketlerini koruması sebebiyle görmezden geldiğini ortaya koydu. Vioxx ve Celebrex gibi ölümcül ilaçlarla alakalı son skandallar FDA’in bir şirket finosu olduğunu ortaya koyuyor, yoksa FDA’in kimseyi koruduğu filan yok. Şirket-devlet kompleksi gibi bir canavar var olduğu için doğrudan eylem ve büyük baskı taktikleri ilerici pozitif değişimler adına gerekli. Kölecik karşıtı Frederick Douglass’ın söylediği gibi, “ iktidar, karşılığında bir şey talep etmeden asla taviz vermez. Hiçbir zaman vermedi, hiçbir zaman vermeyecek.”

“Doğa etiği” dediğiniz şey ne?

Bütün Batı tarihi boyunca insanlar insanın insanla olan ilişkisi üzerine bir etik anlayışı geliştirdiler ama insanın hayvanlarla ve dünyayla olan bağını düzenleyen bir insan-doğa etiği geliştirmediler, eğer bu olduysa da nadiren olan bir şeydi. Doğal dünyaya yönelik merhamet ve hürmet etiği yerine Batı kültürü hayvanları makine olarak gören mekanik ve tahakkümcü bir ideoloji benimsedi. Bu uygarlığın evrim geçirmesi ve gezegenimizin şu andaki küresel çevre krizini aşarak hayatta kalabilmesi için gelişmiş teknolojik kültürlerin insancılığın sınırlarını aşan ve toplumumuzu daha büyük terimlerle, mesela bir biyotoplum olarak tanımlayan yeni bir etik anlayışını benimsemesi gerekiyor.

Şiddeti nasıl tanımlıyorsunuz, bu tanım sizin ahlaki şemanıza nasıl oturuyor?

Nesnelere yönelik saldırılara şiddet demiyorum (Vandalizm, sabotaj ve diğer terimler daha uygun bence) ama hayvanlara yönelik saldırıları kesinlikle şiddet olarak görüyorum.  Tür ayrımcısı toplumumuzda hayvanların şiddet ve terörizm tanımlarının dışında tutulması raslantı değil,b u tanımlar insan çıkarlarına uygun sadece. Eğer terörizm ve  şiddet terimleri en meşru şekilde insan olmayan türleri de kapsayarak genişletilseydi o zaman şiddet ve terörizmin araçlarının gerçek kimliklerini çabucak fark ederdik. Sadece eşyaya saldırıp hayata saldırmadığı için ALF şiddet içermeyen bir kuruluş; şiddetsizlik onların en temel değeri. 30 yıldan fazla bir süredir dünya çapında süren eylemlere rağmen tek bir insanın yaralanmamış ya da öldürülmemiş olması bir raslantı değil, çoğu av sabota ekiplerinden insanlar ya da doğrudan eylemciler devletlerin ve hayvan sömürü endüstrilerinin ellerinde  şiddete maruz kaldılar, şiddet kurbanı oldular. Eğer şiddet derken kastettiğiniz eşyaya, mala, mülke yönelik saldırıysa, eğer bu terim hayvanları sömürenlerin çıkarlarını hayvanların çıkarların üstte tutan türcü tanıma uygunsa o zaman evet, ben köleleştirilmiş hayvanı özgürlüğüne kavuşturacak her durumda “şiddet”i destekliyorum.

Mala mülke yönelik yıkım eylemlerinin ve diğer sabotaj biçimlerinin potansiyel eylemcilerde yabancılaşma yaratması anlamında, bir bütün olarak harekete zarar verici bir nitelik taşıdığını düşünüyor musunuz?

Potansiyel olarak yabancılık hissi yarattığı insan sayısı kadar insana da ilham veriyor, harekete geçiriyor. Sabotajın hayvan haklarının insanların gözündeki imajına verdiği zarar eylemlerin daha dikkatli bir şekilde ayarlanmasıyla ve ardından da basınla etkili bir şekilde bağlantıya geçerek başarılabilir, Kuzey Amerika Hayvan Özgürlüğü  Basın Ofisi de bunu yapıyor zaten. Bu ofis Dr. Jerry Vlasak ve benim tarafımdan kuruldu. İnsanların sabotaj gibi eylemleri nasıl algıladığı ciddi bir problem ama,  bu eylemlerin hayvan sömürü endüstrileri,ve çeşitli hizmet sağlayıcılar üzerindeki etkisi de aynı derecede, hatta daha fazla önemli. Bu durumun etkisi ALF ve SHAC gibi gruplarla çok açık bir şekilde ortaya konuyor.

ALF kendini şiddete yönelik bir oluşum olarak görüyor mu?

ALF şiddetsizlik prensibine uyuyor, bir yandan da mal ve  mülklerine saldırı düzenledikleri insanlara fiziksel anlamda zarar vermemek için gereken önlemleri alıyor. ALF binlerce eylem içerisinde ve 30 seneden fazla bir süredir tek bir kişiye bile zarar vermediklerini iddia ediyor. ALF prensipleri bildirisine göre, “ALF hiçbir şekilde hiçbir hayvana ya da insana karşı şiddet eylemlerine başvurmaz. Şiddet içeren hiçbir eylem daha baştan ALF eylemi değildir, bunu yapan kişiler de ALF üyesi değildir.”

ALF insanlara yönelik şiddetten uzak dursa da mal ve  mülkün yok edilmesine şiddet denmesine de karşı çıkar. ALF hayvanları sömüren endüstrileri koruyan yasaların adaletsiz olduğu ve kendilerinin de daha büyük bir hayvan hakları ahlaki prensibine uyarak bu yasaları çiğnediği prensibine dayanır. ALF sözcüsü ALF’in etik temellerini şöyle özetliyor, “ eğer birisine ait bir eşya,mal veya mülk masum hayvanların hayatlarının yok edilmesi, o hayvanların acı ve ızdırap çekmesi için kullanılıyorsa, o zaman o eşyanın, malın veya mülkün yok edilmesi ahlaken doğrudur. Nazi Almanya’sındaki özgürlük savaşçılarının gaz odalarını yok etmesinden farklı değil. ALF hayatın nesnelerden daha önemli olduğuna inanıyor.”

ALF’in eylemlerini haklı bulmaya yönelik gerekçelerinizden biri, onların ahlaken bir temeli olduğuna inandığınız ideolojilerini takip ediyor olmaları. Diğer “teröristlerin” eylemlerini kınamaya devam ederken bu standarda dayalı bir yıkım eylemini nasıl haklı görebilirsiniz?

Terörizmin tanımı göreceli değildir, insanın ALF’le El-Kaide arasındaki farkı görmemesi türünden bir şey yok. Terörist bir grup kendi hedefleri uğruna masum insanlara saldırır ve onları öldürür. ALF sadece hayvanları sömürenlere saldırır, sadece onların eşyalarına, mal ve mülklerine saldırır, asla kendilerine saldırmaz, ve baskı altındaki hayvanlardan yana taraf tutar. Kelimeyi hangi anlamıyla alırsanız alın, bu terörist bir grup değil. Sabotaj ya da şiddet eylemi olsun fark etmez, bu tür eylemler bu eyleme başvuran grup diğer grubun iktidarına ve gücüne haksız bir şekilde boyun eğdiriliyorsa ve alternatif eylemler denenmiş ve başarısız olmuşsa, haklı eylemlerdir. Burada ahlaki öfkemizi doğru bir perspektifle algılamalıyız- hayvan özgürlüğü adına pencereleri kıran insanlarla temelde bütün meselesi çıkar elde etmek olan ve bilimsel geçerliliği kuşkulu ya da çok az “araştırmalar” adına hayvanların kafataslarını kıran, hayvanları yakan, kör bırakan ve vücutlarını kesen insanlar arasında büyük bir fark var.

ALF’e yönelik eleştirilerden biri ALF’in şiddete başvurması ve şiddet kullanmanın da içsel anlamda yanlış olması. ALF bu eleştiriye, kendilerinin ve mesela Huntingdon Life Sciences (HLS) şiddet derecelerini karşılaştırarak cevap veriyor. Ama bu tavır sizce “içsel yanlış” noktasını gözden kaçırmıyor mu? Bir taraftaki şiddet diğer taraftaki şiddeti haklı çıkarır mı?

Şiddete sadece  şiddet son verebiliyorsa, evet. Ben pasifist ya da Gandi yanlısı değilim. 19. Yüzyılda Amerika’daki kölelik sorununu, Almanya’da Nazi sorununu ya da 20. yüzyılda ABD’nin Orta Amerika’da desteklediği faşist  cuntaları sevgi, merhamet ve “pasif direniş” yoluyla  çözebileceğimize  inanmıyorum. Şiddet içermeyen alternatifler bulunduğunda asla şiddete başvurmamamız lazım, ama ne yazık durum her zaman öyle olmuyor.

Lütfen kendi etik standartlarınızı açıklayın. Bir akla, mantığa ve hissetme yeteneğine sahip olmanın rolünü açıklayın.

Gerçekten böyle yapmayı gerektirecek bir sebep olmadıkça  bir canlının bir diğer canlıya zarar vermemesi gerektiğine inanıyorum. Şirketlerin ve sömürücülerin hayvanları yaralayıp öldürmesi için gerçek bir sebebi yok, ama onların şiddetine direnenler kuvvetli karşı taktikler kullanmak için sağlam sebepleri bulunuyor. Canlıları ahlaki toplumun bir üyesi ve hak sahibi yapan şey onların hissetme yeteneğine sahip olması, yoksa akla sahip olması değil. İnsanların görmezden gelip istismar ettiği hayvanlara yönelik ciddi yükümlülükleri bulunuyor. Bu da hayvan haklarını da içerecek (hayvan refahını değil) daha geniş bir doğa etiğine doğru yol aldığımız sürece değişebilir. İnsanların bu hakikatleri akıl yürütme yoluyla fark edebilmesi gerekir, akıl hala daha kimin ahlaki yükümlülükleri olduğu ve bu yükümlülüklerin doğası konusunda karar vermek için hayati öneme sahip bir güç. Ben bütün ahlakın duygulardan kaynaklandığına inanan birisi değilim, ahlak duygulardan başlar, sağlam ahlaki önsezilerimiz vardır; ama inançlarla ve önsezilerle ilgili etik akıl yürütmeler ve gerekçeler akıl ve mantık meselesidir.

Etik anlayışınızı hissetme yeteneğine sahip olmayan doğayı ya da “derin ekolojiyi” kapsayacak denli genişletiyor musunuz? ELF’i de ALF’i savunduğunuz gibi savunur musunuz?

Evet. Hayvan haklarının sorunlarından birisi yeterince kapsayıcı bir etik olmaması; çünkü açık bir çevreci bakışa sahip değil. Sadece hayvanları değil, bütün doğayı koruyan ve savunan bir doğa etiğine ihtiyacımız var. ELF’i ALF gibi kesinlikle savunurum, bunlar birbiriyle bağlantılı mücadeleler, hatta bazen de aynı eylemlerden oluşuyorlar. Ama derin ekoloji gibi, ikisi de insan hakları, hayvan hakları ve dünyanın korunması ve bütünlüğü mücadelelerini birbirine bağlayan yeterli bir sosyal kurama ve toplumsal politikaya sahip değil.

Çeviri:CemC

ALF nedir? Lütfen taktikleri, “ideoloji”leri ve etik duruşları konusunda bize bilgi verin.

ALF  hayvanları sömürünün dehşetinden ve esaretinden kurtarmak adına bilinçli olarak yasayı  çiğneyen insanlardan oluşmuş birbiriyle gevşek bir şekilde alakalı hücreler topluluğudur. Bir hücredeki eylemciler diğer hücredekilerin ne yaptığını bilmediği için, hiyerarşik olmayan yapıları ve anonimlikleri yasal otoritelerin bu kuruluşu yok etmesinin önüne bir engel olarak çıkar. Hayvan özgürlüğü eylemcileri ister kürk çiftlikleri, ister üniversite laboratuarları olsun, hayvanları serbest bırakmak ya da kurtarmak için yasal olmayan şekillerdede bu binalara veya yapılara girerler. Ayrıca hayvanlara yapılan zararı önlemek ve sömürü endüstrilerini ekonomik olarak zayıflatmak için o yapılardaki mal ve mülkleri yok ederler.

Resmi ALF prensipleri şunlardır:

–          Hayvanları sömürü mekanlarından kurtarmak,

–          Hayvan sömürüsünden çıkar elde eden endüstrilere ekonomik hasar vermek,

–          Kapalı kapılar arkasında hayvanlara karşı işlenen dehşet verici, korkunç zulümleri ifşa etmek,

–          İnsan ya da insan olmayan hayvanlara zarar vermemek için gereken bütün önlemleri almak

Bu prensiplere uyarak hareket eden -ve vegan olan -herkes  ALF’tir.

ALF’teki erkek ve kadınlar Nazi Almanya’sında savaş tutuklularını ve Soykırım kurbanlarını serbest bırakan, Nazilerin kurbanlarına işkence edip onları öldürmek için kullandığı silah, tren yolları ve gaz fırınlarını yok eden özgürlük savaşçılarına benzetiyor. Güney Afrika’da özgürlük uğruna şiddeti destekleyen ve şiddete başvuran Nelson Mandela’nın ırk ayrımcılığı karşıtı hareketi ya da şu anda İsrailli zalimlere karşı mücadelelerini sürdüren Filistinlileri de kendilerini benzettikleri diğer oluşumlar arasında sayabiliriz.

Aynı şekilde, özgürlüklerine kavuşturdukları hayvanlar için veteriner bakımı ve bir de yuva buldukları düşünülürse bir benzetme de ABD’deki Undergroud railroad hareketiyle yapılabilir. Bu hareket 1800’lerde kaçak insan  kölelerin eyaletlerden kaçıp Kanada’ya gitmesine yardım ediyordu. Şirket toplumu, devlet ve medyanın özgürlükçüleri terörist olarak damgalamasına rağmen ALF geçen iki yüzyılın en büyük bazı özgürlük savaşçılarına önemli benzerlikler gösteriyor; ayrıca hayata karşı sürüp giden şiddeti ve kana susamışlığı sona erdirme arayışı ve diğer türler için adaleti yerine getirme arzusuyla da çağdaş barış ve adalet hareketlerine benziyor.

Hayvanların temel haklara sahip olduğu görüşünden yola çıkan hayvan özgürlükçüleri, bilim adamlarının ya da endüstrilerin hayvanları bir eşya gibi sahiplenebileceği argümanını reddeder. Yani hayvanların yaşama, özgür olma ve mutlu olma hakları vardır, bunların hepsi de hayvanların derilerine yakarak vurulan mal statüsüyle damgasıyla çelişiyor.

İnsan çıkarlarının hayvan çıkarları üzerinde tutulması türcülüktür, bu da önyargıya ve ayrımcılığa dayalı bir inanç sistemi olup ırkçılık ya da cinsiyet ayrımcılığı gibi etik olarak hatalı ve felsefi anlamda da temelsizdir, ama anlamları itibarıyle ölümcül ve bağlayıcıdır. Bu yüzden, ALF; hayvanların kürk çiftlikleri veya laboratuarlardan çalınması için değil, özgürlüklerine kavuşturulması için mücadele eder; birisi hayvan sömürenlerin cansız mal ve mülklerini kullanılamaz hale getirdiğinde o kişinin canlıların haklarının ihlal edilmesi suretiyle yanlış bir şekilde kullanılan şeyi düzelttiğine inanır.

ALF şirket-devlet kompleksinin yarattığından daha yüce bir yasa olduğuna inanır, bu, ABD politik  sisteminin çürümüş ve taraflı heykellerinin ötesine geçen ahlaki bir yasadır. Yasa yanlış olduğu zaman, doğru olan şey, onu çiğnemektir. Tarihte ahlaki ilerlemeler sıklıkla bu tarzda meydana gelmiştir, Amerikan köleciliğinin yenilmesinden Hitler’in anti-semitizminin mağlup edilmesine ya da Alabama’daki “sadece beyazlar” yazılı cafelerdeki oturma eylemlerine dek  bir çok durumda bu böyle olmuştur.

Boston Çay Partisi’ni sivil itaatsizliğe başvurmanın tarihi bir örneği olarak görüyorsunuz. ALF bu itaatsizlik tarihinin( ve doğrudan eylemin) nasıl bir sonucu olabiliyor ve ayrıca nasıl oluyor da yepyeni bir oluşuma dönüşüyor?

1773’te  Sons of Liberty adlı yer altı oluşumunun 50 üyesi 342 sandık İngiliz çayını Boston limanından denize döktü; çünkü çay üzerindeki yüksek vergiyi ve genelde İngiliz hakimiyetini protesto ediyorlardı. Sonunda koloniler bir çok sabotaj taktiği, şiddet eylemleri kullanarak ve nihayetinde savaşarak İngilizlerin iktidarının altını kazmayı, yeni yeni ortaya çıkan bir ulusun iradesini oluşturmayı ve bağımsızlığı kazanmayı başardılar.

Amaçsız bir yıkım eylemi olmaktan öte, mal ve mülke zara vermek meşru bir adalet çağrısıydı, bunu başarmanın güçlü bir yoluydu ve halen de öyledir. Sivil itaatsizlik ve sabotaj bir çok modern özgürlük mücadelesi için katalizör görevi gördü. Boston Çay Partisi’nden  Underground Railroad’a, Sufrajelerden İnsan Hakları Hareketi’ne; Vietnam Savaş Protestolarından Seattle Mücadelesine dek ABD’deki en temel mücadele ve hareketlerinin hepsi insan hakları ve özgürlüklerini genişletmek için sabotaj ve doğrudan eylem taktiklerine başvurdu. Şimdi aynı taktikler hayvanlardan yana kullanılıyor. Bu taktikler insanlar  için kullanıldığında destekleyen ama hayvanlar için kullanıldığında kınayan herkes türcülük suçlusu ve bu insanların mantıksal tutarlılık kontrolüne  ihtiyacı var. Buradaki yenilik ALF’in kullandığı taktiklerde değil, bu taktiklerin özgürleştirmek istediği türlerde. Hayvan özgürlüğü insan özgürlüğü üzerinde gelişir; ama hayvan özgürlüğü insancılığı üstünlükçü değerlerinden kurtarırken hayat mücadelesini de bir sonraki kademeye doğru genişletir.

Hayvan Hakları ve Hayvan Refahı arasındaki fark nedir?

İnsanların hayvanların yaşadığı ızdıraplara ilgi gösterip bunu azaltmak için çalıştığı zamanlardan beri hayvan refahçılığı felsefesi kültürümüzün bir parçası. Hayvan refahı grupları 19. ve 20.yüzyıllarda  ABD ve İngiltere’de çok yaygındı;  ama 1970’lerden itibaren refah felsefesi insanların sömürmesine karşı hayvanlara daha güçlü bir koruma sağlama amacı güden bir haklar felsefesine dönüştü. Refahçılar hayvanlara” gereksiz” acı verilmemesi gerektiğine inanır, ve hayvanların çekmek zorunda bırakıldığı bütün acıların “insanca” yapılması gerektiğini öne sürer. İnsanlar gibi, hayvanların da çıkarları vardır- mesela acı çekmeme hakkı gibi- ve bu haklara saygı gösterilmelidir. Ancak refahçılar söz konusu insan çıkarları çok önemliyse bu hakların kurban edilebileceğine ya da savsaklanabileceğine inanır. Söz konusu refahçı görüşe dayanarak hayvanların çıkarları insan eğlencesinden (sirk, rodeo, boğa güreşleri, horoz dövüşleri ve benzeri) et tüketimine ve dirikesime kadar bir çok sebeple iptal edilebilir. Bu yüzden hayvan refahçılığı sadece sömürünün detaylarını düzenler, ona son vermez, insanların hayvanlardan üstün olduğuna, insanların hayvanlar üzerinde Allah vergisi bir egemenliği olduğu şeklindeki tür ayrımcısı belite inanır.

Hayvan hakları, hayvanların sözde daha büyük bir fayda ya da sonuç uğruna kurban edilmesine izin evren faydalanmacı refahçı belitleri reddeder. Hak kuramcıları eğer hayvanların hakları varsa-çünkü insanların hissetme yeteneği bulunuyor  ve bir hayatın öznesi durumundalar- o zaman hayvanların da aynı sebeplerle hakları olduğunu öne sürer. Dahası, hayvanların çıkarlarının insan çıkarları uğruna kurban edilemeyeceğini öne sürerler, bu da sonuç ne kadar iyi olursa olsun değişmez (mesela buna tıpta sözde bir ilerleme kaydetmek de dahildir). Bir çok insanın  “daha büyük bir amaç” uğruna bir insanı kurban etmenin ahlaken yanlış olduğunu kabul etmesi gibi hayvan hakları kuramcıları da aynı mantığı hayvanlara uygular. Hayvan hakları daha büyük kafesler değil boş kafesler talep eder. Hayvan hakları, insanların hayvanlardan üstün olduğu şeklindeki tür ayrımcısı hiyerarşiyi reddeder, bütün hayvanların acı ve zevki hissedebilme yeteneklerinde görece eşit olduğunu, hepsinin kompleks bir hayatın öznesi olduğunu öne sürer.

Hayvan Hakları hareketini var olan en dinamik hareket olarak görüyorsunuz; ama Zapatistalar ve Narmada Bachao Andolan gibi gruplar da hem dünya çapında  ilgi çektiler,  hem de hareketlerinde önemli başarılar elde ettiler. İddianızın doğruluğunu nasıl ispatlayabilirsiniz?

Bunu söylüyorum; çünkü  Hayvan Hakları hareketi küresel bir çerçevede büyük bir yoğunluk gösteriyor, toplumda, etik ve insan bilincinde güçlü değişimler yaratıyor. Doğrudan eylem bölümleri her gün düzinelerce kez endüstrilere saldırı düzenliyor, İngiltere’de bu durum o kadar etkili ki ekonomiye her yıl milyarlarca pound zarar veriliyor, bugün artık uluslararası biyoteknoloji ve ilaç şirketleri para  kaybediyorlar. İngiltere’deki doğrudan eylem düzenleyen anti-dirikesimci hareket bu yüzden El-Kaide’ye kıyasla ekonomi için daha büyük bir tehdit olarak algılanıyor. ABD’de ELF ve ALF en önemli iki “yerel terörizm” tehdidi olarak görülüyor, bunu FBI’ı terörizm tanımlarına inandığım için değil, hayvan özgürlüğünün şirketler ve tür ayrımcısı değerlere yönelik tehdidinin göstermesi açısından söylüyorum. Hayvan hakları küresel anlamda sadece ilgi çekmekle kalmıyor, bu gerçekten de küreselleşmiş bir hareket, insan hakları hareketlerine kıyasla insan paradigmalarını daha radikal şekillerde değişime uğratıyor. Gerçekten de, etiği insanlarla sınırlayan insancılıktaki hataları düzeltip etiği daha geniş bir ölçeğe yerleştiriyor ( Zapatistalar hayvan ve çevre konularını kavrama anlamında diğer insan hakları gruplarına  göre daha gelişmiştir). Hayvan özgürlüğü, ahlaki evrimimizdeki yeni mantıki gelişim. Hayvan özgürlüğü insanların son 200  sene içerisinde yaptığı etik ve politik gelişmeler  üzerinde gelişir ve onları mantıki sonuçlarına taşır.

ALF’in en önemli başarılarına örnek verebilir misiniz?

Genel olarak ALF eylemleri binlerce operasyona zarar verdi, bir çok işyerini kapattı, bir çok diğerini de saldırı korkusuyla daha ileri aşamaya geçmeden durdurdu.

İlk ALF eylemleri; Howard Ün., Bethesta Naval Araştırma Enst, California  Üniversitesi’nin değişik dalları, Oregon Üniversitesi, Pennsylvania  Üni., Texas Tech Üni., City of Hope, SEMA laboratuarları, Beltsville Tarımsal Araştırma Merkezi ve benzeri yerlerdeki deney laboratuarlarından kedi, köpek, tavşan,kobay fareleri, domuz gibi hayvanları ve primatları kurtardı. En önemli akınlardan biri 1984 yılı Mayıs ayında gerçekleşti, ALF Pennsylvania Üniversitesi kafa yaralanmaları laboratuarına girdi, burada primatlar metal başlıklarla pnömatik bir araca bağlanmış bir şekilde bekletiliyorlardı, amaç insanlarda kafa yaralanmalarını araştırmaktı. ALF buraya 60 bin dolarlık zarar verdi ve daha  önemlisi araştırmacıların maymunların acısını hiçe sayan zalimlik dolu sadist hareketlerinin belgelendiği 60 saatlik bantları da  çaldılar. Kurtarma “Unnecessary Fuss –Gereksiz Telaş” adındaki şok edici filmin çekilmesini sağladı, bu filmden sonra laboratuar kapatıldı. PETA’nın halkla  ilişkiler yardımıyla hayvanların esareti ve işkenceye uğratılmasına yönelik bir farkındalık sağlandı.

Aynı şekilde 1985 yılı Ocak ayında Los Angeles’ta, City of Hope Ulusal Tıp Merkezi’ndeki kurtarma eylemleri de ilerici bilim ve “insancıl araştırma” maskesi ardında yatan korkunç cehennem çukurlarını ifşa etti. ALF kurtarmaları ve ardından PETA aracılığıyla gelen medya ilgisi ve haber konferansları insanları köpeklerin ve diğer hayvanların maruz bırakıldığı özensiz ameliyatlar, yetersiz oranda ya da hiç bulunmayan ameliyat sonrası bakımı yüzünden acı çekmek zorunda kaldığı durumlar ya da kafeslerinde kanları akarak ölmeleri , kendi  dışkılarında boğularak öldükleri durumlar hakkında bilgilendirdi. Gazeteler  halkın öfkesini yansıtan mektuplarla doldu taştı, hükümetin yaptığı soruşturmalar sonunda Hayvan Refahı Kanunu’nu ihlal eden bir çok örnekle karşılaşıldı. Ulusal Sağlık Enstitüleri federal araştırma fonlarına ayırdığı 1 milyon dolardan fazla bir meblağı askıya aldı, deneyler durduruldu. Üç ay sonra ALF California Üniversitesi Riverside laboratuarına baskın düzenledi, burada Britches adında 3 haftalık bir makak maymunu kurtarıldı. Britches annesinden alınmış, göz kapakları dikilmiş bir şekilde bir tel kafese tıkılmıştı. PETA bu uç noktalardaki istismar hakkında hükümet organlarına resmi şikayet dilekçeleri doldurdu, kendi üyelerinden Kongre’deki vekillerine yazılar yazmasını istedi, ayrıca etkileyici bir video da hazırlandı. Kurtarmanın öncesi ve sonrasına dair resimler şaşırtıcıydı ve eylemin haklılığı da alenen ortadaydı. Bir kez daha, halk “bilim”in kapalı kapıları arkasında meydana gelen dehşet verici olayları öğrenmişti, Riverside da artık kara lekeyi hak etmiş oluyordu. ALF’in Britches’ın kurtardığı geceden sonra 17 araştırma projesinden 8’i tamamen durduruldu.

ALF sadece masum hayvanları kurtarmakla kalmıyordu, bilim maskesi altında yaşanan sadizmi de ifşa ediyordu, halkı da kurumsallaşmış hayvan istismarı hakkında eğitiyor, halkı dirikesim gibi çok nadiren tartışılan konularda fikir yürütmesi için bilgilendiriyordu, bir çok durumda da refahçı reformların hayata geçirilmesini sağlıyor ya da bazı operasyonların tamamen kapatılmasına sebep oluyordu.

İlk baskınlar kurtarma eylemleriydi ama zamanla esas mesele kundaklamaya, mal ve  mülke zarar verilmesine doğru kaydı. En yıkıcı etkiye sahip eylemlerden biri 1987 yılında yapıldı, Davis’teki California Üniversitesi’ne ait 20 araç ve hayvan teşhis bilimi laboratuarı ateşe verildi, 5.1 milyon dolarlık zarar verildi. 1992 yılı Şubat ayında Rod Coronado ve diğer ALF üyeleri Michigan Eyalet Üniversitesi’ndeki mink araştırma laboratuarını ateşe verdiler, 100,000 dolarlık zarara sebep oldular, kürk çiftliklerinde mink yetiştirmek için elde edilmiş 32 yıllık verinin yok olmasını sağladılar.1989 yılı Nisan ayında Tucson’daki Arizona Üniversitesi’ne yapılan saldırıda eylemciler 1,200 hayvanı kurtardı, üniversiteye 700,000 dolarlık zarar verildi. 1997 yılı Mayıs ayında Oregon’daki Arritola Mink Çiftliği’nden 10,000 mink kurtarıldı; bu, ABD’deki en büyük kurtarma eylemi oldu. Ekonomik anlamda en çok zararı ise Minnesota’daki Alaska Kürk Şirketi gördü, 1996 yılında yapılan eylemden sonra kürkler ve diğer eşyalar 2 milyon dolarlık  zarar görürken binaya da 250,000 dolardan fazla zarar verildi.

Etkili sonuçlar alınan saldırı listesi uzatılabilir, en son da 2004 yılı (röportaj 2005 yılında yapıldı) Kasım ayında meydana gelen eylemi sayabiliriz, burada Iowa üniversitesinin cehennemi andıran laboratuarlarından ve Bay Area’daki foie gras üreticilerine yönelik saldırılardan (2003) 400 hayvan kurtarıldı, bu eylemlerden sonra bu endüstrinin kötülüğüne yönelik ulusal tartışmalar yaşandı.

ALF’in düşmanlarına “şirket-devlet kompleksi” adını veriyorsunuz. Ne demek istiyorsunuz?

Eski tarz Marksist teoriye göre, devlet aygıtı kendi otonomisini arada bir özellikle de ulusal ya da federal anlamda kullansa da , temelde birleşik ekonomik iktidarın politik kanadıdır ve şirketler  için gereken her şeyi yapar. Kongre ile  FDA(Gıda ve İlaç İdaresi) ve EPA (Çevre Koruma Kuruluşu) gibi federal düzenleme aygıtları arasında bir bağlantı var; mesela, aynı çıkarlara sahipler ve bu çıkarları muhbirlere ve eylemcilere karşı  beraber koruyorlar. Monsanto gibi şirketlerin ve et, süt, ilaç gibi endüstrilerin CEOları Kongre’den veya federal organlardan kendi spesifik çıkarlarına uygun mevzuatların yasallaşması için gereken süre boyunca iş alıyorlar. ABD Kongre üyesi Bill Tauzin büyük bir ilaç lobicisi, Sağlık Sigortası reçeteli ilaç önergesinin Kongre’den geçmesinde büyük rol oynadı. Bu, ilaç endüstrisi için büyük bir başarıydı, böylece federal hükümetin reçeteli ilacın maliyetini görüşmek  için satın alma gücünü kullanmasının önüne geçilmiş oldu.

Son zamanlarda yapılan bir Frontline belgeseli büyük ilaç şirketlerinin ilaçların pazara sunulmasında hızlı bir yol izlediğini ve bu ilaçların tehlikeli yan etkilerini de FDA’in (Gıda ve İlaç İdaresi) tüketiciler yerine ilaç şirketlerini koruması sebebiyle görmezden geldiğini ortaya koydu. Vioxx ve Celebrex gibi ölümcül ilaçlarla alakalı son skandallar FDA’in bir şirket finosu olduğunu ortaya koyuyor, yoksa FDA’in kimseyi koruduğu filan yok. Şirket-devlet kompleksi gibi bir canavar var olduğu için doğrudan eylem ve büyük baskı taktikleri ilerici pozitif değişimler adına gerekli. Kölecik karşıtı Frederick Douglass’ın söylediği gibi, “ iktidar, karşılığında bir şey talep etmeden asla taviz vermez. Hiçbir zaman vermedi, hiçbir zaman vermeyecek.”

“Doğa etiği” dediğiniz şey ne?

Bütün Batı tarihi boyunca insanlar insanın insanla olan ilişkisi üzerine bir etik anlayışı geliştirdiler ama insanın hayvanlarla ve dünyayla olan bağını düzenleyen bir insan-doğa etiği geliştirmediler, eğer bu olduysa da nadiren olan bir şeydi. Doğal dünyaya yönelik merhamet ve hürmet etiği yerine Batı kültürü hayvanları makine olarak gören mekanik ve tahakkümcü bir ideoloji benimsedi. Bu uygarlığın evrim geçirmesi ve gezegenimizin şu andaki küresel çevre krizini aşarak hayatta kalabilmesi için gelişmiş teknolojik kültürlerin insancılığın sınırlarını aşan ve toplumumuzu daha büyük terimlerle, mesela bir biyotoplum olarak tanımlayan yeni bir etik anlayışını benimsemesi gerekiyor.

Şiddeti nasıl tanımlıyorsunuz, bu tanım sizin ahlaki şemanıza nasıl oturuyor?

Nesnelere yönelik saldırılara şiddet demiyorum (Vandalizm, sabotaj ve diğer terimler daha uygun bence) ama hayvanlara yönelik saldırıları kesinlikle şiddet olarak görüyorum.  Tür ayrımcısı toplumumuzda hayvanların şiddet ve terörizm tanımlarının dışında tutulması raslantı değil,b u tanımlar insan çıkarlarına uygun sadece. Eğer terörizm ve  şiddet terimleri en meşru şekilde insan olmayan türleri de kapsayarak genişletilseydi o zaman şiddet ve terörizmin araçlarının gerçek kimliklerini çabucak fark ederdik. Sadece eşyaya saldırıp hayata saldırmadığı için ALF şiddet içermeyen bir kuruluş; şiddetsizlik onların en temel değeri. 30 yıldan fazla bir süredir dünya çapında süren eylemlere rağmen tek bir insanın yaralanmamış ya da öldürülmemiş olması bir raslantı değil, çoğu av sabota ekiplerinden insanlar ya da doğrudan eylemciler devletlerin ve hayvan sömürü endüstrilerinin ellerinde  şiddete maruz kaldılar, şiddet kurbanı oldular. Eğer şiddet derken kastettiğiniz eşyaya, mala, mülke yönelik saldırıysa, eğer bu terim hayvanları sömürenlerin çıkarlarını hayvanların çıkarların üstte tutan türcü tanıma uygunsa o zaman evet, ben köleleştirilmiş hayvanı özgürlüğüne kavuşturacak her durumda “şiddet”i destekliyorum.

Mala mülke yönelik yıkım eylemlerinin ve diğer sabotaj biçimlerinin potansiyel eylemcilerde yabancılaşma yaratması anlamında, bir bütün olarak harekete zarar verici bir nitelik taşıdığını düşünüyor musunuz?

Potansiyel olarak yabancılık hissi yarattığı insan sayısı kadar insana da ilham veriyor, harekete geçiriyor. Sabotajın hayvan haklarının insanların gözündeki imajına verdiği zarar eylemlerin daha dikkatli bir şekilde ayarlanmasıyla ve ardından da basınla etkili bir şekilde bağlantıya geçerek başarılabilir, Kuzey Amerika Hayvan Özgürlüğü  Basın Ofisi de bunu yapıyor zaten. Bu ofis Dr. Jerry Vlasak ve benim tarafımdan kuruldu. İnsanların sabotaj gibi eylemleri nasıl algıladığı ciddi bir problem ama,  bu eylemlerin hayvan sömürü endüstrileri,ve çeşitli hizmet sağlayıcılar üzerindeki etkisi de aynı derecede, hatta daha fazla önemli. Bu durumun etkisi ALF ve SHAC gibi gruplarla çok açık bir şekilde ortaya konuyor.

ALF kendini şiddete yönelik bir oluşum olarak görüyor mu?

ALF şiddetsizlik prensibine uyuyor, bir yandan da mal ve  mülklerine saldırı düzenledikleri insanlara fiziksel anlamda zarar vermemek için gereken önlemleri alıyor. ALF binlerce eylem içerisinde ve 30 seneden fazla bir süredir tek bir kişiye bile zarar vermediklerini iddia ediyor. ALF prensipleri bildirisine göre, “ALF hiçbir şekilde hiçbir hayvana ya da insana karşı şiddet eylemlerine başvurmaz. Şiddet içeren hiçbir eylem daha baştan ALF eylemi değildir, bunu yapan kişiler de ALF üyesi değildir.”

ALF insanlara yönelik şiddetten uzak dursa da mal ve  mülkün yok edilmesine şiddet denmesine de karşı çıkar. ALF hayvanları sömüren endüstrileri koruyan yasaların adaletsiz olduğu ve kendilerinin de daha büyük bir hayvan hakları ahlaki prensibine uyarak bu yasaları çiğnediği prensibine dayanır. ALF sözcüsü ALF’in etik temellerini şöyle özetliyor, “ eğer birisine ait bir eşya,mal veya mülk masum hayvanların hayatlarının yok edilmesi, o hayvanların acı ve ızdırap çekmesi için kullanılıyorsa, o zaman o eşyanın, malın veya mülkün yok edilmesi ahlaken doğrudur. Nazi Almanya’sındaki özgürlük savaşçılarının gaz odalarını yok etmesinden farklı değil. ALF hayatın nesnelerden daha önemli olduğuna inanıyor.”

ALF’in eylemlerini haklı bulmaya yönelik gerekçelerinizden biri, onların ahlaken bir temeli olduğuna inandığınız ideolojilerini takip ediyor olmaları. Diğer “teröristlerin” eylemlerini kınamaya devam ederken bu standarda dayalı bir yıkım eylemini nasıl haklı görebilirsiniz?

Terörizmin tanımı göreceli değildir, insanın ALF’le El-Kaide arasındaki farkı görmemesi türünden bir şey yok. Terörist bir grup kendi hedefleri uğruna masum insanlara saldırır ve onları öldürür. ALF sadece hayvanları sömürenlere saldırır, sadece onların eşyalarına, mal ve mülklerine saldırır, asla kendilerine saldırmaz, ve baskı altındaki hayvanlardan yana taraf tutar. Kelimeyi hangi anlamıyla alırsanız alın, bu terörist bir grup değil. Sabotaj ya da şiddet eylemi olsun fark etmez, bu tür eylemler bu eyleme başvuran grup diğer grubun iktidarına ve gücüne haksız bir şekilde boyun eğdiriliyorsa ve alternatif eylemler denenmiş ve başarısız olmuşsa, haklı eylemlerdir. Burada ahlaki öfkemizi doğru bir perspektifle algılamalıyız- hayvan özgürlüğü adına pencereleri kıran insanlarla temelde bütün meselesi çıkar elde etmek olan ve bilimsel geçerliliği kuşkulu ya da çok az “araştırmalar” adına hayvanların kafataslarını kıran, hayvanları yakan, kör bırakan ve vücutlarını kesen insanlar arasında büyük bir fark var.

ALF’e yönelik eleştirilerden biri ALF’in şiddete başvurması ve şiddet kullanmanın da içsel anlamda yanlış olması. ALF bu eleştiriye, kendilerinin ve mesela Huntingdon Life Sciences (HLS) şiddet derecelerini karşılaştırarak cevap veriyor. Ama bu tavır sizce “içsel yanlış” noktasını gözden kaçırmıyor mu? Bir taraftaki şiddet diğer taraftaki şiddeti haklı çıkarır mı?

Şiddete sadece  şiddet son verebiliyorsa, evet. Ben pasifist ya da Gandi yanlısı değilim. 19. Yüzyılda Amerika’daki kölelik sorununu, Almanya’da Nazi sorununu ya da 20. yüzyılda ABD’nin Orta Amerika’da desteklediği faşist  cuntaları sevgi, merhamet ve “pasif direniş” yoluyla  çözebileceğimize  inanmıyorum. Şiddet içermeyen alternatifler bulunduğunda asla şiddete başvurmamamız lazım, ama ne yazık durum her zaman öyle olmuyor.

Lütfen kendi etik standartlarınızı açıklayın. Bir akla, mantığa ve hissetme yeteneğine sahip olmanın rolünü açıklayın.

Gerçekten böyle yapmayı gerektirecek bir sebep olmadıkça  bir canlının bir diğer canlıya zarar vermemesi gerektiğine inanıyorum. Şirketlerin ve sömürücülerin hayvanları yaralayıp öldürmesi için gerçek bir sebebi yok, ama onların şiddetine direnenler kuvvetli karşı taktikler kullanmak için sağlam sebepleri bulunuyor. Canlıları ahlaki toplumun bir üyesi ve hak sahibi yapan şey onların hissetme yeteneğine sahip olması, yoksa akla sahip olması değil. İnsanların görmezden gelip istismar ettiği hayvanlara yönelik ciddi yükümlülükleri bulunuyor. Bu da hayvan haklarını da içerecek (hayvan refahını değil) daha geniş bir doğa etiğine doğru yol aldığımız sürece değişebilir. İnsanların bu hakikatleri akıl yürütme yoluyla fark edebilmesi gerekir, akıl hala daha kimin ahlaki yükümlülükleri olduğu ve bu yükümlülüklerin doğası konusunda karar vermek için hayati öneme sahip bir güç. Ben bütün ahlakın duygulardan kaynaklandığına inanan birisi değilim, ahlak duygulardan başlar, sağlam ahlaki önsezilerimiz vardır; ama inançlarla ve önsezilerle ilgili etik akıl yürütmeler ve gerekçeler akıl ve mantık meselesidir.

Etik anlayışınızı hissetme yeteneğine sahip olmayan doğayı ya da “derin ekolojiyi” kapsayacak denli genişletiyor musunuz? ELF’i de ALF’i savunduğunuz gibi savunur musunuz?

Evet. Hayvan haklarının sorunlarından birisi yeterince kapsayıcı bir etik olmaması; çünkü açık bir çevreci bakışa sahip değil. Sadece hayvanları değil, bütün doğayı koruyan ve savunan bir doğa etiğine ihtiyacımız var. ELF’i ALF gibi kesinlikle savunurum, bunlar birbiriyle bağlantılı mücadeleler, hatta bazen de aynı eylemlerden oluşuyorlar. Ama derin ekoloji gibi, ikisi de insan hakları, hayvan hakları ve dünyanın korunması ve bütünlüğü mücadelelerini birbirine bağlayan yeterli bir sosyal kurama ve toplumsal politikaya sahip değil.

Çeviri:CemC

NAMLUNUN UCUNDA DÜNYA

Ya da Sadelik Hareketinin sorunu ne?

Derrick Jensen

Orion dergisi

2009 Mayıs/haziran sayısı

Birkaç ay önce bir toplantıda eylemci arkadaşlardan birisi ”eğer dünyamız çevre felaketiyle karşı karşıyaysa, nasıl yaşayacağız ?” diye sordu.

Bu soru birkaç sebepten dolayı beni etkiledi. Öncelikle bizim dünyamız değil, dünya. Dünyanın bize ait olduğu nosyonu- bizim ona ait olmamız gerekirken- sorunun önemli bir bölümünü oluşturuyor.

İkincisi,  bu sorunun aslında ana akım medya içerisinde (ve hatta bazı çevreciler arasında da ) dünyanın içinde bulunduğu durum ve bizim ona verdiğimiz cevapla alakalı sorulan neredeyse tek soru olması. “Yeşil yaşam” deyimini googleda aradığınızda 7,250,000 hit veriyor, Mick Jagger ve Keith Richards aramalarından daha fazla bir sonuç bu ( ya da diğer yönden bakarsak hayati öneme sahip John A.Livingston ve Neil Everndern’den bin kat daha fazla). Çıkan websitelerine tıkladığınızda aklınıza gelen şeylerle karşılaşıyorsunuz: “Yeşil Rehber: Alış Veriş Yap, Kurtar, Muhafaza Et”, “Hepimiz İçin Kişisel Çözümler” ve ”Tüketiciler İçin Tuvalet Kağıdı Rehberi”.

Bu sorunun beni etkilemesinin üçüncü ve  en önemli sebebi ise, sorunun yanlış soru olması. Sorunun nasıl yanlış olduğuna bakarak bazı doğru soruları aramaya başlayabiliriz. Bu çok önemli; çünkü yanlış sorulara doğru cevaplar bulmanın pek faydası yok.

O halde meselenin bir kısmı “çevre felaketiyle karşı karşıya olmak” deyiminde yatıyor, bu sözler sanki esas problemin çevre felaketi olduğu gibi bir hava yaratıyor. Ama değil. Bu bir semptom-bir tesir, yoksa  bir sebep değil. Küresel ısınmayı ve onu “çözmek” veya “durdurmak” veya “yumuşatma” girişimlerini bir düşünün. Küresel ısınma (ya da bazılarının haklı olarak söylediği gibi”küresel iklim felaketi”) çok korkutucu olsa da, ilk ve en önemli tehdit değil. Bu bir sonuç. Pikalar yok olmayacak  ya da buzullar erimiyor, ya da hava düzeni değişmiyor demiyorum; ama bu felaketler için küresel ısınmayı suçlamak , vurulan birisi için kurşun projektilini suçlamakla aynı şey. Küresel iklim felaketini çözmek, durdurmak ya da yumuşatmak için çaba göstermemeliyiz de demiyorum; ben sadece bütün bunların petrol ve gaz yakmanın, baraj inşaatının, endüstriyel tarımcılığın ve diğerlerinin önceden kestirilebilir sonuçları olduğunu kabul edersek başarma şansımızın artacağını söylüyorum. Gerçek tehdit, bunların hepsi.

Aynı şeyler dünya çapında yaşanan ekolojik çöküş için de geçerli. Ekstraktif ormancılık ormanları yok ediyor. Ekstraktif ormancılık orman toplumlarının –bitkilerin, hayvanların, mantarların, nehirlerin, toprağın ve diğerlerinin-çökmesine sebep olduğu zaman buna şaşırmak niye? Bunu daha önce de bir iki kez gördük. Irak’ı düşündüğünüzde aklınıza gelen ilk görüntü çok sık olduğu için güneş ışınlarının asla yeryüzüne ulaşamadığı sedir ormanları mı? Bu ekstraktif kültürün başlangıcından önce öyleydi; bu kültürün ilk yazılı mitlerinden birisi Gılgamış’tır, Gılgamış şehirler kurmak için Irak’ın tepe ve ovalarındaki ağaçları keser. Yunanistan da önceden yoğun ormanlardan oluşuyordu; Plato ormanları yok etmenin su kalitesine zarar verdiğini düşünüyordu(ve eminim Atina’nın su kalitesinden sorumlu olanlar da aynen bugünkü gibi düşünerek su kalitesiyle ormanları yok etmek arasında bağlantı var mı incelemek gerekir demişlerdi). Bir kültür ormanları böylesine etkili bir şekilde yok ederken orman toplumlarının hayatlarını sürdürebileceğine inanmak biraz hayalcilik oluyor.

Nehirlerde de aynı şey söz konusu. Sadece ABD’de 2 milyon baraj var, bunlardan 70 bini 6 fit yüksekliğinde, 60 bini ise 13 fitten yüksek. Buna rağmen balık topluluklarının yok olmasına şaşırıyoruz. Aynı şeyi otlaklar için de tekrar edebiliriz, ormanların yok edilme oranından fazla otlaklar tarım tarafından yok ediliyor; okyanuslarda ise plastik oranı bitkisel planktondan 10 kat fazla (ormanlar da aynı oranda plastikle doldurulsa  90 fit derinliğinde strafor olurdu); göçmen kuşlar gökdelenlerden haşere ilaçlarına dek her şey tarafından tehdit altında; liste böyle devam ediyor.

Burada önemli olan, dünya çapında yaşanan ekolojik çöküşün dışsal ve önceden kestirilemez bir tehdit olmaması- ya da yüzümüze çevrilmiş bir namlu filan olmaması. Bir tüfeğin namlusuna bakmıyoruz da değil, bakıyoruz; doğru bir şekilde tanımlarsak daha iyi olur. Eğer somon balıklarını, mersinbalığını, Kolombiya nehrini, amfibileri kastediyorsak o zaman söz konusu tüfek endüstriyel uygarlıktır.

Meselenin ikinci kısmı sorulan sorunun gelecekte başımıza gelecek bir tehditle karşı karşıya olduğumuzu varsayması-yani daha tüfek ateşlenmemiş gibi. Ama Dehşet çoktan başladı. Yaban güvercinlerine sorun. Eskimo çulluklarına sorun. Deniz kuşlarına sorun. Her yerdeki geleneksel yerli toplumlarına sorun. Bu potansiyel bir tehdit değil, tam tersine uzun zaman önce başlamış bir tehdit.

Metaforla alakalı daha büyük bir mesele, ayrıca Orion dergisindeki bu yeni sütunun da sebebi bu, en sonda sorulan soru: “Hayatımı nasıl yaşayacağım?” Buna adım adım bakalım. Tüfeğin  ne olduğunu bulduk: başlangıcından beri ormanları yok eden, balıkları, suları, toprakları yok eden, her şeyi yağmalayan, yok eden bu ekstraktif kültür. Tüfeğin daha önce ateşlendiğini ve sevdiğimiz bir çok canlıyı, Carolina muhabbet kuşlarından kestane güvelerine dek bir çok canlıyı öldürdüğünü biliyoruz. Şimdi tüfek daha fazla sayıda sevdiğimiz canlıya ateş etmeye hazırlanıyor, ateşleniyor, bu sefer Sibirya kaplanlarından Hint timsahlarına, bütün okyanuslara, sizi ve beni de içine alarak aslında bütün dünyaya yöneltiliyor namlu. Eğer bu metaforu daha gerçek yaparsak, o zaman bu sorunun-diğer bir çok sorudan daha fazla sorulmuş bu sorunun- neden yanlış soru olduğunu anlayabiliriz. Eğer birisi evinizi yağmalıyor, sevdiklerinizi teker teker ( ya da hepsini birden) öldürüyorsa o zaman yüreğinizi yakan soru, hayatımı nasıl yaşamam gerekir?  sorusu mu olurdu? Sizin adınıza konuşamam; ama benim soracağım soru şu olurdu: bu psikopatları nasıl etkisiz hale getirebilirim? Gerekli bütün araçları kullanarak onları nasıl durdururum?

Nihayet can alıcı noktaya geliyoruz. Arkamızdan gelenler ya da bir zamanlar bu kültürün durdurduğu bu dünyadan geri kalanları miras alanlar- ister petrol fiyatının yükselişi, ekonomik çöküş, ekolojik çöküşle ya da doğal dünyayla ittifak halinde çarpışan cesur kadın ve erkeklerin çabaları sonucunda-sizin ya da benim hayatımızı nasıl yaşadığımızı umursamayacaklar. Ne kadar  çok çabaladığımızı umursamayacaklar. İyi insanlar olup olmadığımızı umursamayacaklar. Şiddet dolu olup olmadığımız umurlarında olmayacak. Gezegenin katledilmesinden dolayı yas tutup tutmadığımızı umursamayacaklar. Aydın olup olmadığımızı da umursamayacaklar. Harekete geçmemek için ne tür bahanelerimiz (“bu meseleyi düşünemeyecek kadar stres altındaydım”, ya da “hem çok büyük hem de çok korkunç” ya da “çok meşgulüm” ya da bilerce kez duyduğumuz nice bahane gibi)olduğunu umursamayacaklar. Ne kadar sade bir hayat sürdüğümüzü umursamayacaklar. Düşüncede ve eylemde ne kadar temiz ve saf olduğumuzu umursamayacaklar. Görmeyi dilediğimiz o değişim haline dönüşüp dönüşmediğimize de aldırmayacaklar.

Oyumuzu Demokratlara, Cumhuriyetçilere, Yeşillere, Liberterlere ya da hiç kimseye verip vermediğimizi de  umursamayacaklar. Bu konuda büyük kitaplar yazmamızı da  umursamayacaklar. Bu  ölümcül ekonomiyi sürdüren politikacılara ya da CEO’lara “merhamet” duyup duymadığımıza aldırmayacaklar. Onlar suyu içip içemediklerine, havayı soluyup soluyamadıklarına aldıracaklar. Toprağın onları besleyip besleyemeyeceğine aldıracaklar.

Hepimiz büyük bir dönüşümle alakalı fanteziler kurabiliriz; ama eğer insanlar (ve insan olmayan canlı toplumları) nefes alamıyorsa o zaman hiçbir önemi yok. Bu kültürün gezegeni öldürmesinin önüne geçmekten daha önemli bir şey yok. Bunu söylemek bile utanç verici. Toprak her şeyin kaynağıdır. Eğer gezegeniniz yoksa, o zaman ekonomik sisteminiz yoktur, ruhsallığınız yoktur, bu soruyu bile soramazsınız. Eğer gezegeniniz yoksa hiç kimse soru soramaz.

Peki ben hangi soruyu sorardım? “Hayatımı nasıl yaşayacağım?” diye sormak yerine  insanlar yaşadıkları toprağa, onlara hayat veren toprağa şu soruyu sorsalardı: “senin müttefiğin olmak için, seni  bu kültürden korumaya yardımcı olmak için ne yapabilirim ve ne yapmam gerekiyor? Bu kültürün seni öldürmesine son vermek için beraber ne yapabiliriz?” Eğer bu soruyu sorarsanız ve dinlerseniz, toprak neye ihtiyacı olduğunu size söyleyecektir. O zaman geriye tek gerçek soru kalıyor: bunu yapmayı istiyor musunuz?

Çeviri:CemC

KİM KORKAR JERRY VLASAK’TAN?

KİM KORKAR JERRY VLASAK’TAN?

 

Dr.Steve Best

 

Dr. Jerry Vlasak bir çok yönden tanınan bir isim. Los Angeles’te o bir travma cerrahı, militan bir hayvan hakları eylemcisi, dirikesime yönelik ciddi eleştirileri bulunan eski bir dirikesimci, SHAC  ve In Defense of Animals gibi grupların bilimsel danışmanı ve Kuzey Amerikan Hayvan Özgürlüğü Basın Odası kurucusu ve sözcüsü.Vlasak ayrıca bir çok başka görevde de bulunmuş; mesela PCRM sözcüsü, Sea Shepherd mürettabıymış zamanında. Vlasak bu “eski” görevlerindeki sürgün konumunu hayvanları “araştırma” adına sömürenlere karşı şiddet kullanmayı hayvan hakları/hayvan özgürlüğü hareketi için meşru bir taktik olarak açık açık savunması sonucu elde etti. Vlasak ayrıca eski bir İngiltere ziyaretçisi. 2004 yılı yaz aylarında ;İngiltere İç İşleri Bakanı David Blunkett, Vlasak ve Pamelyn Ferdin’in ülkeye girişini yasakladı. Blunkett’in bu tavrı Vlasak’ı sıradan bir “mahalli tehdit” konumundan, çok daha tehditkar bir “uluslararası terörist” durumuna yükseltti.

 

 

 

Şiddetin Haklılığı

 

Vlasak şiddet kullanmayı iki açıdan savundu. Ahlaki anlamda, Vlasak; tehdit etmekten haneye tecavüze, sabotajdan saldırıya ve hatta cinayete dek bütün taktiklerin insanların hayvanları maruz bıraktığı ızdırap karşısında, hayvanları meta olarak tanımlayan ve sömürü sistemlerini besleyen yasal sistemler aracılığıyla hayvanların acılarına son vermenin imkansızlığı yüzünden ve hayvanları bu insanların pençelerinden kurtarmaya yönelik ahlaki zorunluluk karşısında meşru olduğuna inanıyor. Pragmatik anlamda ,Vlasak;  şiddet kullanmanın etkili bir göz dağı verme taktiği olacağına ve bir çok insanın hayvanları sömürmesine engel olacağına, bir çok insanın da bu şeytani yola girmeyi düşünmeyi bile istemeyeceğine ikna edeceğine inanıyor.

 

Her iki argüman da ortaya konulmaları ve karşı argümanlara cevap verebilmeleri anlamında büyük çaba ve ayrıntı istiyor, ama Vlasak bunları dramatik bir şekilde masaya koydu. Uluslararası medyanın ilgisini çekerek, hayvan özgürlüğü davasının, masum hayvanları zalimlerinden ellerinden kurtarmak amacı güden; yer altı, illegal ama tamamen geçerli bir aracı olduğunu gösterdi. Malcolm X siyah özgürlüğün “gereken bütün araçlara başvurarak” kazanılması gerektiğini söylediğinde şiddeti ileriyi düşünerek bir taktik olarak savunmuyor, aslında siyah insanlara polislerin onların insan haklarını korumaktan çok bu hakları ihlal edeceği bir konum içerisinde meşru müdafaa hakkını saklı tutuyordu.

 

Aynen Vlasak hayvan özgürlüğünün gereken bütün araçları kullanarak kazanılması gerektiğini söylerken hayvanların meşru müdafaa  hakkından söz ediyor. Hayvanlar kendilerini savunamayacağı  için (elbette eğiticilerini hak ettikleri şekilde öldüren filler ve kaplanlar hariç) insanlar hayvanlar adına hareket etmek zorunda. Ve eğer bir hayvanı saldırıdan kurtarmak için  şiddete başvurmak gerekiyorsa o zaman hayvanların meşru müdafaa hakkı için şiddet kullanmak meşru bir araçtır. İstersek buna “genişletilmiş meşru müdafaa “ diyebiliriz; çünkü insanlar kendilerine zulmedenleri öldüremeyecek ya da kendilerini savunamayacak denli yaralanmış ve baskı altına alınmış hayvanlar adına eylemlerde bulunuyorlar.

 

Genişletilmiş meşru müdafaa dediğim şey aslında California’daki ve diğer eyaletlerdeki ceza kanunları yürütmeliğini yansıtıyor, buna “gereklilik müdafaası” deniyor. Sanık birisine daha büyük bir zarar verilmesini önlemek için illegal bir eyleme başvurulduğuna inanıyorsa, ve söz konusu zararın yasayı  çiğnemekten daha acil olduğuna inanıyorsa, ve eğer bu eyleme başvurulmazsa söz konusu zararın meydana gelmesi kesinse bu müdafaayı öne sürebilir. Tabii ki gereklilik müdafaası etik olmayan ve haksız şiddet eylemlerini savunmak için de kullanılabilir, ama hukuk ve etik prensipleri her zaman birbirine denk gelmezler, sivil itaatsizlik, sabotaj ve hatta şiddet kullanmanın bir çok olayda akla uygun bir sebebi olabilir.

 

Vlasak insan toplumunda şiddetin daha büyük bir şiddeti önleme aracı ya da meşru müdafaa aracı olduğu durumları kullanıyor. Vlasak hayvanları savunmak için benzeri argümanlara  başvurulmamasının net bir türcülük olduğunu söylüyor, bu mantıki sonuca hayvan hakları hareketindeki bir çok insanın yapamayacağı ya da yapmayacağı bir şekilde ulaşıyor. Türcülüğün sınırlarından mantığın ayrı tuttuğu şeyi ya da bir çok insanın türcülük davranışının sınırlarında bıraktığı şeyi söylüyor. Ayrıca hayvan hakları hareketi içerisinde hayvan özgürlüğü mücadelelerini geçmiş insan özgürlüğü mücadelelerinin geniş bağlamı içerisine yerleştirebilme kabiliyeti açısından da benzersiz bir özellik taşıyor. Mal ve mülke yönelik saldırıları kınayan ama hayvanlara yapılan şiddeti destekleyenlerin iki yüzlülüğünün altını çiziyor. İnsanların 30 sene içerisinde tek bir insanı bile incitmemesine rağmen ALF’i terörist diye damgalarken hayvanları sömürenlerin hayvanlara yaptığı şeyleri, hatta eylemcilere zarar verip öldürdükleri örnekleri de görmezden geldiğini ortaya koyuyor.

 

Vlasak’ı (Paul Watson, Rod Coronado, Kevin Jonas ve diğerleri ile beraber) “hayvan hakları hareketinin merhametli olmaktan tehditkar olmaya doğru geçirdiği dönüşümün” bir örneği olarak görebiliriz.Ya da sayıları giderek artan, hayvanları ve dünyayı savunan eylemcilerin sömürücü şirketlere karşı daha militan pozisyonlar ve taktikler almaya zorlandığı gezegen çapında bir ekokrizin kesin bir işareti olarak da görebiliriz.Çünkü bu sömürücüler iktidarlarından vazgeçmeden önce dünyayı yakıp yıkacaklar.

 

Doktoru Şeytanlaştırmak

 

Dr. Jerry Vlasak’ın şeytanlaştırılması süreci, 2003 yılı Hayvan Hakları konferansında yaptığı konuşmanın ardından, kendisine sorulan bir soruya verdiği cevabı ile başladı. Bu konferansta söylediği sözleri internet aracılığıyla hayvanlara şiddet uygulamayı savunan ve şiddet üzerindeki tekellerine meydana okunacağı gerçeği karşısında şok geçirenler tarafından her tarafa yayıldı. Hayvan özgürlüğü hedeflerine  ulaşmak için şiddet taktikleri kullanmak konusunda ne düşündüğü sorulduğunda Vlasak şöyle bir cevap verdi:

 

“Bence hareketimizde şiddet kullanmak var. Ve bence etkili bir strateji de olabilir bu. Sadece ahlaken kabul edilebilir olması bir yana bence pragmatik bir bakış açısıyla baktığımızda  çok etkin bir şekilde de kullanılabilir.

 

Mesela; eğer dirikesimciler rutin bir şekilde öldürülüyor olsaydı, bence bu diğer dirikesimcilerin bir an durup ne yaptıklarını düşünmelerine sebep olurdu ve eğer bu dirikesimciler mesela suikast için hedefleniyorlarsa , bence eğer, sıradan birisi değil de ünlü ve bilindik dirikesimciler suikaste uğruyor olsaydı, o zaman o dirikesimciler kadar tanınmış olmayan diğerleri “ben bu işe girmeyeceğim, çünkü bu iş çok tehlikeli, başka işler de yapabilirim, böyle tehlikeli bir işe bulaşmaya gerek yok” diyebilirler. Bence korku ve göz dağı verme faktörü olarak bu etkili bir taktik olurdu.

 

Hem dirikesim oranlarında  ciddi bir düşüş görmek için fazla kişi öldürmeye-suikaste uğratmaya- gerek de yok . Mesela 5, 10, 15 insan karşılığında 1 milyon, 2 milyon, 10 milyon hayvan kurtarabiliriz.

 

İnsanlar hemen heyecanlanıyorlar, “peki ya bir kundaklama eylemi sırasında ALF kazara birisini öldürecek olursa o zaman ne olur?” diyorlar. Siz de biliyorsunuz ya, bu fikre alışmamız gerek. Bir gün bu olacak, tamam mı? Bir gün olacak.”

 

 

Bu sözleri sebebiyle Vlasak’ın kafayı sıyırmış, höyküren muhalifleri Onu hayvan hakları hareketinin Eric Rudolph’u ya da John Brown’ı haline getirdiler. Dikkatlice okunduğunda Vlasak’ın şiddeti savunmadığını, daha büyük bir şiddet düzeyiyle karşılaşmak yerine hayvanları kurtarmak için biraz şiddet kullanmanın ahlaken haklı görülebilecek bir şey olduğunu söylediğini görüyoruz. Vlasak öncelikle önümüze hayali bir senaryo koyuyor, bu senaryoya göre eğer belli sayıda dirikesimci öldürülürse bunun hayvanların yararına  olacağı, bir çok dirikesimcinin hayvanlar üzerinde yürüttükleri deneyleri sona erdireceği ve bir çok potansiyel dirikesimcinin de başka araştırmalara yöneleceğini söylüyor. Aslında burada Vlasak totolojik bir beyanda bulunuyor, yani 2+2=4’tür diyor.

 

Dahası, eski insan özgürlüğü mücadelelerine bakarak Vlasak hayvan özgürlüğü hareketinden birisinin eninde sonunda hayvanları sömürenlere karşı şiddete başvuracağını söylüyor. Şu andan yıllar yıllar sonra hayvanları sömürenler hayatları yerine sadece mal ve mülklerine yönelik saldırıların olduğu o güzel zamanları hatırlayabilirler. Hayvan haklarına muhalif  olanlar da bunu artık daha sık dile getiriyorlar; çünkü hayvan özgürlüğü mücadelesinin giderek daha militan ve daha sert bir hal aldığını onlar da fark ediyor. O halde sıra Vlasak’a gelince kopan bu gürültünün anlamı ne? Bir dirikesimcinin, bir kürk çiftliği sahibinin, Tüketici Özgürlüğü Merkezi’nden bir şirket pezevenginin ya da hayvan düşmanı sitelerinden birisinin sahibi iğrenç bir yaratığın suikaste kurban gitmesi insanı şok etse de Vlasak olumsuz propagandanın hayvan hakları hareketini yok edeceğini ya da ona leke süreceğini düşünmüyor, bu anlamda Eric Rudoph’un eylemleri ya da  Army of God (Tanrı’nın Askerleri) ‘nin diğer üyeleri kürtaj karşıtı hareketin bütünlüğüne ne kadar zarar verdiyse, veyahut Nelson Mandela’nın şiddet yanlısı oluşunun eylemle geçen kariyerinin onun terörist olmaktan özgürlük savaşçısı olmaya geçişine olan etkisi neyse bu da öyle.

 

 

Bu iddiaları ortaya koyarak Vlasak muhakkak ki artık ihtilaflı bölgelere girmiş oldu, dirikesimcileri ve diğer tür ayrımcılarını şok etti, öfkelendirdi ve hatta İngiltere’ye girmesi de yasaklandı. Ancak söylediği sözler ABD anayasasının ilk maddesine son derece uygun ve bu sebepten dolayı da anayasanın koruması altında. İlk maddenin özü Vlasak’ın 2003 konferansında yaptığı türden, pek de sevilmeyecek, insanların itiraz edebileceği, hakaret dolu kabul edebileceği konuşmaları ya da sözleri, bildirileri koruma altına almaktır. Herkes, her türden sömürücünün, kendi iğrenç davranış gerekçeleri ya da vicdansız eylemlerini savunduğu sürece, konuşma özgürlüğü hakkını kullanmaya bayıldığını bilir. Eğer Vlasak dirikesimcilere karşı anında insanları provoke edecek şekilde şiddet kullanmayı gerçekten savunsaydı, o zaman yasal çizgiyi geçmiş olurdu. İnsanlara değil ama hayvanlara yönelik şiddeti savunan insanların çıldırmış saptırmalarına rağmen Vlasak bu çizgiyi aslında geçmedi.

 

Vlasak şiddet kullanımını geçmiş insan özgürlüğü hareketlerinin tarihsel bağlamı içerisinde kullanıyor; bu hareketler bir grubun diğer grubu şiddet kullanarak baskı altına almasına son vermek için şiddet kullanmıştır. ABD Bağımsızlık Savaşı’nı düşünebiliriz burada. İlk söylediklerinin peşinden gelen eleştiri sağanağından sonra Vlasak şunları söyledi:

 

“Hayvan hakları hareketini bir vakum içerisine koyamazsınız. Onu tarihsel bir bağlam içerisine koymalısınız. Bizler, insan olmayan ve hissetme yeteneğine sahip canlıların kendi iradelerine karşı konularak sömürülmemesi, esir edilmemesi, ve kötü bilim ve çıkar sağlamak amacıyla kimsenin aklının almayacağı bir şekilde işkenceye tabi tutulmaması için savaşıyoruz.

 

Diğer iğrençlikleri, korkunç bir şiddeti ve masum hayatların yok edilmesini son erdirmek için yapılan diğer tarihi hareketlere baktığımızda, buna Güney Afrika’daki ırk ayrımcılığına karşı yürütülen mücadele,  ABD’de siyah kölelerin özgürlüklerine kavuşturulması, yerlilerin kendi kültürlerine sahip çıkma mücadelesi de dahil, şiddet her daim kullanıldı ve bu mücadelelerde kayıplar da verildi. İnsanlar petrol, para ve iktidar gibi tamamen saçma sapan sebepler yüzünden öldürüldü. Eğer ahlaki ve etik bir mücadelede, dünyada en çok ezilen, istismar edilen ve  işkenceye uğrayan  canlılar uğruna girişilen bu savaşta hiçbir kayıp yaşanmayacağını söylemek benim için tür ayrımcısı bir şekilde davranmak olur. Bunu istemiyorum, bu konuda destek de vermiyorum, ben sadece hayvan hakları hareketinin hırs ve çıkar sağlamak amacıyla hayvanların maruz bırakıldığı terör, istismar ve cinayetlere rağmen dünyanın gördüğü en barış yanlısı, en kendine dikkat eden hareket olduğunu söylüyorum. Eğer şans eseri hayvanlar için savaşanlar tarafından şiddet kulanılacak olursa, ya da kayıplar yaşanırsa bu duruma tarihsel bağlam ve perspektif içerisinde bakılmalı.”

 

Vlasak bu sözlerini uluslararası medyaya defalarca tekrarladı, şiddetin ahlaken savunulabilir bir taktik olduğu görüşüyle gerçek anlamda  şiddet kullanmayı savunan görüşler arasındaki farkı ortaya koydu. 2004 yılı BBC Radio 4’ün Today programında kendisiyle yapılan röportajda  Vlasak şunları söyledi:

 

“Ben şahsen kimsenin öldürülmesini savunmuyorum, önermiyorum, buna göz yummuyorum. Ben hayat kurtaran bir fizisyenim. Bütün günümü insan hayatı kurtararak geçiriyorum. Benim söylediğim şey, tarihsel bağlam içerisinde, şiddetin hayvan haklarını savunanlara karşı kullanıldığı ve hayvanlara karşı kullanıldığı;
bunun da bizim onlara karşı şiddet kullanmamızdan da farklı olmadığıdır. Zulme karşı verilen bütün mücadelelerde, tarihsel olarak baktığımızda, Amerika’daki kölelik günlerinden Güney Afrika’daki ırk ayrımcılığı günlerine dek şiddet gerekli oldu. Ben hayvan hakları mücadelesini tarih içerisinde görülmüş diğer mücadele örneklerinden farklı görmüyorum”

 

2004 yılı Kasım ayında Avustralya televizyon kanalının kendisiyle yaptığı röportajda Vlasak geri adım atmadı ve programın sunucusuyla arasında şu konuşmalar geçti:

 

 

Jenny Brockie: Ne kadar ileriye gitmeye hazırsınız, çünkü galiba 5, 10, 15 kişinin 1 milyon, 2 milyon, 10 milyon hayvanın hayatını kurtaracağını söylemiştiniz .Ayrıca şiddetin ahlaken kabul edilebilecek bir taktik olduğunu ve hayvan özgürlüğü mücadelesinde işe yarayabilecek bir taktik olduğunu da söylediniz. Bu sözlerinizin arkasında mısınız?

 

Jerry Vlasak: Hepsinin arkasındayım. Eğer tarihsel açıdan bakarsanız, zulme karşı verilmiş bütün mücadelelere bakarsanız, bu ister G.Afrika’daki ırk ayrımı olsun, Amerika’daki kölelik olsun ya da Kuzey İrlanda’da, İrlanda’da, Irak’ta, Vietnam’daki diğer mücadeleler olsun- yani özgürlük talebiyle yapılan bütün mücadelelere bakıldığında şiddete başvurulduğunu görüyoruz. Ve bu arada, onlar her anlamda şiddet kullanıyorlar. Hayvanları yavaş ve  işkenceler çektirerek öldürdükleri laboratuarlarda şiddet kullanıyorlar, hayvan haklarını savunanlara karşı da şiddet kullanıyorlar. En azından 12 kişi hayvan istismarcıları tarafından  öldürüldü ama bundan bahseden kimse yok.

 

Jenny Brockie: O halde bir hayvanın hayatını kurtarmak için insan öldürür müsünüz, bunu mu söylüyorsunuz?

 

Jerry Vlasak: Bunun hiç olmayacağını söylemiyorum.

 

Jenny Brockie: Önceden söylediğiniz şeye oldukça yakın bir şey söylüyorsunuz.

 

Jerry Vlasak: Beş suçlu dirikesimcinin hayatına yüz milyonlarca masum hayvanın hayatını kurtarmak için son verilmesini savunur muyum? Evet, savunurum.

 

Canlı yayında Vlasak ilk söylediği sözler üzerinde kelime oyunu yapmadan konuştu. Ancak önceki röportajlarının aksine burada Vlasak önceden söylediği şeyin tersini söylüyor, ilk kez hayvanları kurtarmak için dirikesimcilerin öldürülmesini savunacağını söylüyor. Belki yanlış konuştu, ya da duruşu daha da netleşiyor. Bu benim bildiğim kadarıyla şiddet yanlılığını gösterdiği tek örnek.

 

Vlasak, beş milyon masum hayvanın hayatını , hayvanlara işkence edip onları  öldürmekten suçlu, çürümüş insanların hayatına tercih ediyor . Bu görüşlerini ifade etmek onun hakkı. Bu bağlam içerisinde bile Vlasak hala daha anayasal haklarının korumasında bulunuyor; çünkü insanları galeyana getirir bir tarzda konuşmuyor. Kişisel ve varsayımsal kelimelerle konuşuyor, insanların dışarı çıkıp dirikesimcileri öldürmesi şeklinde bir açıklama yapmıyor.

 

Fok Savaşları

 

2005 yılı Nisan ayında Vlasak, Paul Watson ve Sea Shepherd Conservation Society’nin diğer üyeleriyle beraber fok avcılarıyla karşı karşıya gelmek ve onların 350 bin foku öldürmesine engel olmak için  bir araya geldi. Vlasak’ın şiddet üzerine görüşleri öfkeden deliye dönmüş bir fok avcısı tarafından saldırıya uğradığı an teste tabi tutulmuş oldu. Yere devrilip de burnu kanlar içerisinde kaldığında Vlasak saldırıya barışçıl bir  şekilde karşı koydu ve tepki vermedi. Şiddet Peygamberi için garip bir davranış.

 

Kanada Yayın Şirketi (CBC) (Kanada devletinin propaganda aracı ) ile yaptığı bir röportajda ise Vlasak, Prens Edward Adası’nın buzullarından düşmancıl medya ilgisinin sıcak sularına doğru yüzmüş oldu. Fok avcılarının kötülük anlamında dirikesimcilere benzetilip benzetilemeyeceği sorulduğunda Vlasak gözünü kırpmadan “Evet, bence hepsi korkunçlar. Onları durdurmanın bir diğer yolu da şiddet uygulamakla tehdit etmek olurdu ve ben de bu tehdidin arkasında olurdum” dedi.

 

Foklara yönelik barbarca katliamların sözünü etmek yerine CBC ve Vlasak’ı eleştirenler tahmin edileceği gibi bu sözlerinin deyim yerindeyse üzerine atladılar. Fok avcıları yüz binlerce fok üzerine korkunç bir şiddet uygularken Kanada medyası Vlasak’ı şiddet yanlısı ve aşırı uçlarda bir tip olarak resmetti. Kanada medyasının  çoğu gerçekten de fokların katledilmesini “insani” öldürme metodlarının kullanıldığı (mesela bebek fokların derisini hayvanın bilinci yerindeyken ve hayvan canlıyken soymak gibi) saygı değer bir gelenek olduğunu söyleyerek savundu. Sea Shepherd  yönetim kuruluna ikiyüzlülük dolu halk baskısı uygulandı ve yönetim kurulu Vlasak’ı görevinden aldı.

 

Vlasak tartışmalı sözleri karşılığında yüksek bir bedel ödedi ama, bir yandan da provokatif bir duruş sergileme ve tutarlı bir şekilde özgürlük etiği ve politikası mantığı yürütebilme anlamında da tebrik edilmeli. Vlasak’ı hayvan hakları hareketi içerisinde eleştirenler, Vlasakın hayvan hakları hareketine dair yarattığına inandıkları olumsuz imaj sebebiyle dırdır ededursunlar Vlasak  bir yandan da büyük bir uluslar arası medya ilgisinin odağı oldu ve böylece de dirikesimin korkunçluğu ve fok katliamları ile  ilgili bir çok kitleyi eğitme fırsatını değerlendirme şansını yakaladı. CBC olayında görüldüğü gibi, Vlasak’ın medyanın  ilgisini çekmesi demek bu ilginin her zaman hayvanların içinde bulunduğu kötü duruma yönelik olmayacağını, mesela tartışmaya açık sözlerine yönelebileceğini de düşünmemiz gerekiyor. Bu durumda medyanın ilgisini çekmek  için provokatif sözlere ve eylemlere ihtiyaç olsa da medya böyle bir durumda hemen konuşmaların, sözlerin ve eylemlerin referanslarına değil konuşan ve eyleme girenlerin kendisine odaklanabilir.

 

Bu yüzden Vlasak için ortadaki sorun, mesajı hayvan sömürüsü ile bağlantı halinde tutmak, yoksa kendi sözlerinin ne olduğu ile değil; gerçek şiddet ve terörizmin hayvanları sömürenlerden kaynaklandığını, hayvan özgürlükçülerinden kaynaklanmadığını göstermek. Gerçekten de yaptığı her konuşmada Vlasak, hayvan özgürlüğü hareketini şiddet uygulamakla suçlayanlara rağmen bu korkunç iki yüzlülüğü ifşa etmeye çalışıyor, oysa hayvanları sömürenler her yıl dünyayı hayvanların kanıyla yıkıyorlar, hayvan özgürlüğü eylemcilerine saldırıyor ve bazen de onları öldürüyorlar.

 

İkiyüzlülük Koridorları

 

Vlasak hayvanları sömürenlerin şiddet kullanmayı tekelleştirme hakkına meydan okuyan sözlerinden dolayı çarmıha gerilirken, içeriği iğrenç şeylerle dolu konuşmalar eğer Sağ’dan geliyorsa hiç fark edilmiyor bile. Sağ, Ward Churcill’in 11 Eylül  kurbanlarının birşekilde “küçük Eichmannlar” olduğunu söylemesi üzerine kalp krizi geçirdi, ama Afganistan ve Irak’ta görev yapan üç yıldızlı deniz generali James Mattis  açık açık “ aslında  Iraklıları öldürmek çok eğlenceli. İnsanları vurmak çok eğlenceli” dediğinde öfke patlaması ya da kovma tehdidi filan yaşanmadı hiç. Gene Bush’un yakın arkadaşı, Ebu Garib ve diğer yerlerde Iraklı tutuklulara uygulanan işkenceleri haklı çıkaran politikaları planlayan Alberto Gonzalez de uluslararası hukuku ve insani politikaları alenen çiğnediği için kovulmamakla kalmadı bir de bunun üstüne general yapıldı.

 

Peki sağ kanattan yazar Ann Coulter “Timothy McVeigh’le (Oklahoma bombacısı) ilgili tek pişmanlığım onun New York Times Binasına gitmemiş olması “ gibi saçma sapan şeyler söylediğinde neden bu kudurmuş tepkilerden eser  okunmuyor ortada? Coulter  için “liberal” oldukları sürece insan öldürmekte bir sakınca yok. Ted Nugent’ın 2005 yılı Mart ayı NRS kongresinde söylediği şu sözler için neden tepki gelmedi: “Alamo’yu hatırlayın! Vurun onları!”. Alkış almak için bağırmıştı, “ size ne kadar radikal olduğumu göstermek istiyorum. Araba hırsızlarının ölmesini istiyorum.Tecavüzcülerin ölmesini istiyorum.Hırsızların ölmesini istiyorum.Çocukları taciz edenlerin ölmesini istiyorum. Kötü adamların ölmesini istiyorum. Mahkeme filan yok.Kefalet yok.Erken tahliye yok. Hepsinin ölmesini istiyorum. Elinize bir silah alın ve size saldırırlarsa vurun onları.” Nugent açık açık cinayetten bahsediyor, hem de hiçbir yasal sürece dahil olmaksızın. Hak yok, anayasa, mahkeme sistemi veya adalet filan da yok. Nugent faşist sözleri için bir bedel ödedi mi? Ona destek verenler ondan uzak durmaları için zorlandılar mı? Tabi ki hayır. Nugent toplum tarafından onaylanan hayvan cinayetlerine devam ediyor, oysa Vlasak tür ayrımcısı şiddetin kurallarını ihlal ederek hasta ve yolundan sapmış bir dünyanın aşağılamasıyla karşı karşıya kalıyor.

 

Nugent gibi geri kafalı insanların şiddete başvurması ayrı bir şey ama son zamanlarda Kongre’de sağ kanat üyelerinden şiddet tehditleri geliyor. Nisan-Mayıs 2005 tarihinde Terri Schiavo’nun (ötenazi istenen bir hasta.Kocası ötenazi yapılmasını isterken ailesi buna karşı çıkıyor, iki taraf arasında yargı yolu açılıyor. Dava 1998’de başlıyor, sonuç koca lehin 2005’te alınıyor, ötenazi yapılıyor) hayatını kurtarma çabalarının sonuç vermemesi üzerine “hayattan yana” muhafazakarlar “eylemci hakimler”e karşı haçlı seferi başlattılar- yani liberal hakimleri kastediyorlardı-soldan aşırı sağa kadar her konuda karar veren kişilerden söz ediyorlardı. 4 Nisan’da Senato’da konuşan Cumhuriyetçi senatör John Cornyn Shiavo meselesinden söz ederek 1 Mart tarihli Anayasa Mahkemesi kararının “eylemci yargı” sonucunda gençler için ölüm cezasını iptal ettiğini söyledi. Ne zaman liberal duyarlılıkları olan bir hakim dinci sağın politik ajandasına uymayan kararlar verirse  o zaman” yargıda eylem” söz konusu oluyordu.

 

2005 yılı Nisan ayında meydana gelen korkunç olayda Chicago ve Atlanta’da 2 hakim vurularak öldürüldü. Senatör John Cornyn bu olayın ardından şunları söyledi: “ burada sebep sonuç ilişkisi var mı bilmiyorum, ama  bu ülkede mahkeme şiddeti örnekleri gördüğümü söyleyebilirim. Ve merak ediyorum; bazı durumlarda bazı yerlerde bazı kişilerde hakimlerin politik kararlar verdiği ama halka açıklamadığı durumlar olabilir mi, yani öyle ki , bu durum öyle bir hal alıyor ki, sonunda bazı insanlar şiddete başvuruyor olabilir.Haklı görmesem de bu konuda benzeri fikirlerim var.”

 

Cornyn alçak sese federal hakimlerin öldürülmesini kınarken diğer taraftan aslında “eylemci” hakimlerin sağ kanatın hedeflerine uymamaları sebebiyle öldürülebileceğini de söylüyor. Bu tehditkar durumdan kısa süre önce bir çok hakim Terri Shiavo’nun hayatını kurtarmaya yönelik bütün yasal başvuruları reddettiğinde House Majority lideri Tom Delay tehditkar bir sesle” bundan sorumlu olanların bedelini ödeyeceği gün de gelecek” demişti.

 

Ancak Cornyn ve Delay başka bir şekle sokmak isteseler de söyledikleri şeyler homofobi, militarizm, emperyalizm ve silahlara sınırsız bir oradan ulaşma izni ve ölüm cezasının daha geniş bir ölçekte uygulanması gibi “hayattan yana” sağ kanat değerleriyle ve “ana akım” Amerika  ile güya bağlantısını kaybetmiş liberal hakimlerin cinayetiyle alakalı hem tehdit cümleleridir, hem de özür beyan eden cümlelerdir. Hepsi de Jerry Vlasak’ın söylediği sözlerden çok daha tehdit dolu sözler. Bu ülkede aşırı sağcı duyguların geçerliliğini düşündüğümüzde Neo Nazilerin, kafayı sıyırmış kürtaj karşıtlarının ve diğer grupların ciddi bir şiddet ve cinayet kaydı olduğunu görüyoruz ve kayıtlara baktığımızda Cornyn ve Delay’in sözlerinin Vlasak’ın söylediği sözlere kıyasla gerçeğe daha yakın olduğunu söyleyebiliriz. Vlasak’ın sözleri insanlara yönelik şiddet kaydı bulunmayan bir yer altı özgürlük hareketine işaret ederken Cornyn ve Delay’in sözünü ettiği ultra sağcılar hem şiddeti övüyor hem de şiddete başvuruyor, patlamayı bekleyen bir bomba gibiler aynen. Eğer birileri kalkıp da onların sözlerinden etkilenerek federal bir hakime suikast düzenlerse, Cornyn ve Delay burada söz konusu cinayetten paylarına düşen sorumluluğu yüklenmek zorunda.

 

Amacını Aşmış İmtiyazlar

 

Burada ahlaki öfkemizi perspektif içerisine alalım. Burada hayvanları küçük kafeslere, beton zindanlara tıkıp beyinlerini elektrotlarda işgal edip vücutlarına toksik kimyasal maddeler enjekte eden, onları radyasyonla zehirleyen, kafataslarını pnömatik araçlarla şişiren, cinsel organlarını parçalayan, göz kapaklarını diken vb bir çok şey yapan insanlarla, dirikesimcilere ve bu tür insanlara karşı şiddet kullanmayı tartışan ya da bunu savunan bir hayvan özgürlükçüsü arasındaki farktan bahsediyoruz. Barbarlıkların bir sonu yok, Dr. Mengele’nin kurbanlarına yaptıklarının çok ötesinde bir şeyden söz ediyoruz. Bizler sırf merhametinden sebep nefret ve küçümseme duygusuyla hayat alanlara karşı hayat kurtaran bir travma cerrahından söz ediyoruz. Gerçek terör ya da gerçek terörizm Jerry Vlasak gibi birisinden kaynaklanmaz; kürk çiftlik sahiplerinden, dirikesimcilerden, avcılardan, tuzakçılardan, fok avcılarından, balina avcılarından, fabrika çiftlikleri ve mezbaha sahiplerinden ve sürüp giden hayvan soykırımından akan kanla ve acıyla  çıkar elde eden şirketlerden kaynaklanır.

 

Ne İngiltere ne de ABD’nin Jerry Vlasak’tan korkmak için bir sebebi yok. Bırakın her hayvan sömürücüsü ALF ismini duyup da korkuyla titresin, ama vatandaşların büyük acı ve esaret altında yaşamaya çalışan hayvanları bariyerleri ve güvenlik sistemlerini aşarak kurtarmaya çalışan  cesur, kendini davasına adamış ve merhametli bu canlardan korkması için hiçbir sebep yok.

 

Ama tam tersine, aşırı sağcı ABD hükümeti aşırı sağcı politik grupları “ülke  içi terörizm ” listesinden sildi. ALF ve ELF’ten farklı olarak, Army of God (Tanrı’nın Askerleri) gibi gruplar ve milisler insanlar için gerçek bir tehdit, çünkü şiddet ve nefret kayıtları bulunuyor. Bu ülkede bir şirketin çıkarlarını tehdit etmek; Oklahoma City’deki Alfred P Murrah Federal Binası’nı havaya uçurup 168 insanı öldürmekten, 500 kişiyi yaralamaktan; Atlanta Olimpiyatlarına bomba yerleştirerek 1 kişiyi öldürüp 100 kişiyi yaralamaktan; kürtaj yapan doktorları öldürmekten; siyahları, Yahudileri, göçmenleri öldürmekten; antrax, sodyum siyanür bombaları gibi kitle imha silahları, makineleri tüfekler, yüzbinlerce adet cephanelik ve uzaktan kumandalı patlayacılara sahip olmaktan daha ciddi bir tehdit.

 

 

Bunların hepsi aşırı sağın suçları, devlet ALF yerine aşırı sağın sayısız kuruluşlarına vatandaşları ve ülke güvenliği için daha az bir tehdit  oluşturuyor gözüyle bakıyor. Ama ALF insanları değil, şirketleri tehdit ediyor; bu kafayı sıyırmış toplumda çıkarlar hayattan daha değerli olduğu için ALF ve ELF bir numaralı Halk Düşmanı olarak görülüyor.25  Nisan 2005 tarihli newsday.com sitesinde şöyle bir yazı vardı: “ İç güvenlik birimlerinden gelen bir habere göre ALF El-Kaide’yi desteleyebilecek ülke içi terörizm tehditi yapan gruplar arasında gösteriliyor”. Bu belge saçma sapan bir şey, gerçeklerin saptırılması ve hayal gücünün işi demek bu. ALF’in politik görüşleri Sol anarşist görüşlerden oluşuyor,ve El-Kaide’nin fundamentalist, otoriter ve ataerkil, şiddet yanlısı görüşlerine taban tabana zıt. ALF’in El-Kaide’yle felsefi veya pratik hiçbir bağı yokken ABD’deki aşırı sağcıların ABD hükümetine yönelik şiddet içeren muhalefete ve Amerikalı vatandaşlara karşı terörist saldırılara büyük bir eğilimi var. Dış İlişkiler Konseyi’ne göre;

 

“El-Kaide ile yurt içi terörist gruplar arasında işlevsel hiçbir bağ yok ,ama bilgi toplayan kuruluşlar Amerikalı aşrı sağcıların ve İslamcı militanların Yahudiler, Masonlar ve diğer grupların dünyayı kontrol etmek istemesiyle alakalı benzer teoriler yaydığını ortaya koydu. Dahası, bazı beyaz sağcılar 11 Eylül eylemlerini alkışladı. Ulusal İttifak adında Batı Virginia’da bulunan Neo Nazi grubunun liderlerinden birisi “ Yahudileri öldürmek için uçakları binalara doğru süren herkese saygım var. Keşke üyelerimizde bunların yarısı kadar cesaret olsa” demiştir.

 

Medyanın dil hakimiyeti ve tahakkümüyle, halkın genel görüşüyle beraber Sağ ve Şirket Amerikası “terörizm” söylemini ve bunun tanımlarını kontrol ediyor. Görünüşe göre, bu altın standartlar sayesinde devlet şiddeti, şirket  şiddeti ve insan türünün hayvanlara karşı yürüttüğü şiddet terörizm tanımından çıkartılıyor, onun yerine mal ve mülkün yok edilmesi, şiddet ve yıkımın belgelenmesi ve diğer hayvan hakları ve çevreci kuruluşların taktikleri –ve genel anlamıyla muhalif duruş- bu tanıma dahil ediliyor. Bir kez güç ve şiddet uygulamaya konulduğunda (dil terörizminin şiddeti ve gücü) şirket-devlet kompleksi o zaman kendi meşruluğuna meydan okuyan herkese uygun baskı ve saldırganlıkla cevap verebilir.

 

ABD yurttaşlarının karşısındaki, aslında bütün dünyanın karşısındaki en önemli tehdit, gezegen üzerindeki en önde gelen terör tehdidi olan ABD devletidir. Nikaragua’dan Şili’ye, Vietnam’dan Irak’a, İran’dan Endonezya’ya kadar  ABD terörist devleti düzinelerce sayıda bağımsız ya da demokratik yöntemle seçilmiş hükümeti devirmiş, sistemli bir şekilde insan haklarını  işgal etmiş, bir anda on binlerce insanı katletmiş, faşist hükümetlere ve juntalara yardım ve yataklık etmiş ve mümkün olabilecek her şekilde –ister serbest pazar isterse kurşun aracılığıyla- bütün gezegeni hakimiyeti altına almanın yollarını aramıştır.

 

 

Hayvanları sömürmekte çıkarı olanlar için Jerry Vlasak bir tehdittir, aşırı uçta birisidir. Akılcı, adil ve şiddet içermeyen bir dünya için mücadele edenler, en temel hak ve adalet kavramlarına hayvanları da katmak isteyenler için o bir özgürlük savaşçısıdır. Belki yaklaşmakta olan karanlık bir geleceğin kehaneti de olabilir, hayatı ve gezegeni yok etmeye ant  içmiş insanlarla onları durdurmak amacında olanlar arasındaki iç savaş, modern özgürlük hareketlerinin bir parçası olan şiddete başvurmak üzere olabilir. Şu ana dek, hayvan özgürlüğü hareketinin John Brown ya da Nat Turner’ları yok, ve bu da sadist insanların hayvanları maruz bıraktığı korkunç şeyleri ve hakiki şiddetin boyutunu bilen, kısıtlanmış eylemciler için önemli bir işaret oluyor.

 

Çeviri: CemC

 

 

 

 

Malcolm X’in Dönüşü

Dr. Steven Best

07.10.2010

 

“  Bir devrimin parçası olan insanlar sistemin bir parçası haline dönüşmezler; onlar sistemi yıkarlar”.

 

 

Malcolm X

 

Malcolm X bir keresinde şöyle söylemişti: “ Devrimler asla taviz vermez. Devrimler asla uzlaşmaya dayanmaz.” Eğer bugün hayatta olsaydı (ki dün akşam rüyamda hayatta olduğunu gördüm), bence bugün de devrimin doğası ve devrime duyulan ihtiyaç ile ilgili görüşlerini 1965 yılında uğradığı suikast sonrası meydana gelen dramatik değişikler üzerinden açıklamaya devam ederdi. Onun şunları söyleyebileceğini hayal ettim:

 

 

Devrimler yatak odalarında hazırlanan bloglardan meydana gelmez, vegan keklerin pişirildiği şehir mutfaklarından da akmaz, değişik yerlerde lifestyle veganizmi ya da anarşizmin pozlarını veren tüketicilerle de hayata geçmez. Devrimler;  organize toplumsal hareketler işbirliği halinde ortak bir amaç uğrunda küresel kapitalizm makinesini milletten millete, kıtadan kıtaya ve bütün yarımkürelerde bozup, engelleyip, işlemez hale getirince tutuşur, patlar ve yayılırlar.

Eğitim önemlidir; boşu boşuna eğitime “geleceğe götüren pasaport” adını vermedim. Ama aptal olmayın ya da Sokratçı bir soytarı olmayın: eğitim ajitasyon olmadan işe yaramaz, öğrenmek dediğin kitaplardan ve sınıflardan olduğu kadar sokaklardan ve politik mücadeleden de gelir.

Devrim kendi kendine gelmez- “tarihin yasaları” sonunda ya da “eğer isterseniz” türü fikirlerin sonucu, biz sabırla 100. maymunu ya da en büyük kitleyi, “görülen en büyük yürüyüşü” ya da veganizmin kaçınılmaz şekilde büyümesini beklemeye devam ederken meydana gelmez. Vegan etik ve beslenme biçiminin önemini anlayabiliyorum, ama bu da beyaz elitizminin bir başka çeşidi sadece. “Vegan devrimi “şeklindeki içi boş iyimserlikler  ise bana Batı dünyasındaki devasa “kazanımlar”, ve dünyanın en kalabalık iki milleti olan Çin’de ve Hindistan’da et endüstrisinin yaygınlaşmaya başlaması gibi gerçekler karşısında gerçekten gülünç görünüyor.

Hayır, devrim bir vizyon, bilgi, irade, eylem ve amansız bir adanmışlık ürünüdür, bütün reformist illüzyonların , şirket medyasının, politikacıların ve devletin reddedilmesi ve yerel anlamda yurttaşlık ve demokrasinin yeniden inşa edilmesidir.

Radikal bir değişimin nesnel koşulları –bugün devletin ve ekonominin başını ağrıtan yapısal problemlerden çok  acil çözüm gerektiren ekolojik bir krizden kaynaklanıyor- artık o anın geldiğini haber veriyor, artık çürüme yaşanıyor, kitlesel ve sistemik bir başkaldırının zamanının bugün değil dün, ya da on yıl önce ya da yüzyıllar önce olduğu anlaşılıyor.

Özellikle de Batılı zengin elitlerin çıkarları ve o yozlaşmış keyiflerine bakıp öznel koşulları  göz önüne aldığımızda   her şey kötü görünse de bu koşullar kazanılmak zorunda, hayata geçmek ve tarihte daha önceden görülmemiş bir ölçek ve hızla geliştirilmek zorunda.

Medeni  haklar, insan hakları, uluslararası haklar, cinsiyet ayrımcılığına, ırkçılığa, yoksulluğa ve savaşa son. Evet !

Ama bu yeni bir gün, yeni bir dönem, yeni bir dünya. O harika hayvan ve dünya özgürlük hareketlerinden doğa ve hayvanların haklarını da talep etmemiz gerektiğini öğrendim.  İçimizdeki sömürgecileri ve emperyalistleri yok etmeli, kibir ve kendini beğenmişliğimizi bir kenara atmalı, hissetme yeteneği bulunan bütün canlılara eşit şekilde saygı duymalı; hayatla, toprak ve denizle uyum içerisinde yaşamalıyız.

Ancak hayvan hakları hareketlerinde dirençli sorun çıkaran bölümler var, bu tek konu odaklı liberal tüketiciler için kapitalizmin ortadan kaldırılmasından söz etmedikçe türlerin” köleleğine son vermekten” söz etmemenizi istiyorum. Günümüzdeki en ölümcül kötülük bu manyak ve amansız kapitalist sistemdir, bu sistem büyüme, çıkar, iktidar, şiddet kullanarak boyun eğdirme ve muhalefetin bastırılması ve mutlak kontrol saplantısı ile büyür.

Akıl dışılık karşısında akıl yürütmezsiniz, faşizmle oynamazsınız, tahakkümle flört etmezsiniz ya da patolojik iktidara vaaz vermezsiniz. Karşı bir güç oluşturursunuz, bu öyle bir güçtür ki kökleri sağlamdır, yaygındır, taviz vermez ve tarihin izlerini taşır,  fantastik olasılıkları haber verir.

Beraber çalışarak değişik direniş topluluklarını mobilize eden farklı eleştiri ve taktikler aracılığıyla, militan gruplar ve pozisyonlardan oluşmuş bir cephe ile tahakküm yapılarına saldırılabilir ve geleceğe  giden yolun kapısı açılabilir. Bu yüzden lütfen, ya total devrimden söz edin ya da hiç etmeyin. Kapitalizmin ortadan kaldırılması için çalışmadığınız sürece türlerin köleliğine son verilmesi konusunda sessiz kalın. “Hayvanların eşya statüsünde olması” konusunda  eğer özel mülkiyet sistemini yıkmayı planlamıyorsanız, hiç bağırıp çağırmayın.

Siz kapitalizmin malısınız; ben de; topraklar, kaynaklar ve zenginlik de; ve devlet de, politik sistemler de ve mahkemeler de onun malı. Kapitalizm sonsuz bir uçurumdan başka bir sınır tanımaz, değerlerin takas edilmesinden başka bir değer bilmez. Hayat, kan, ızdırap, soykırım, türlerin yok olması ve biyolojik çöküş bu tımarhaneyi yöneten kasaplar, bankacılar, nihilistler ve sosyopatlar için hiç bir şey ifade etmiyor. Sistem çıkarı kutsal diye yüceltirken hayatı bayağı ve basit şeklinde kirletiyor, aşağılıyor; teröristlere özgürlük savaşçıları derken özgürlük savaşçılarına terörist diyor. Herşey alt üst olmuş, ancak devrim her şeyi olması gerektiği hale getirebilir.

Ama ben ayrıca bizleri antroposentrizm, hümanizm ve türcülük tarafından şekillendirilmiş tarihin en eski hatalarından, kök salmış ilüzyonlarından ve felaketlerinden koruyacak bir paradigma değişikliğine yöneltecek ahlaki bir devrimle de desteklenmemiş ve bilgilendirilmemiş, ama eski ekonomik ve politik diktatörlükten kurtulmuş bir post-kapitalist toplumun ne  olursa olsun gene zehirli, gerici ve dominant bir kültür olarak kalmaya devam edeceğini de biliyorum.

Bu yüzden kısmi mücadelelerimizi daha geniş, daha derin, daha kompleks ve kapsayıcı politikalarla değiştirmeliyiz. Artık tek bir tahakküm sistemini eleştirmeyi bırakıp on binlerce insan ruhunda ve insan toplumlarında kanser gibi yayılmış olan sistemli bir boyun eğdirme ve şiddet yapısı olan hiyerarşinin eleştirisine yönelmeliyiz.

Aciliyetle, militanca mücadele edeceğiz, şu andaki krizin talep ettiği şeyleri çözeceğiz ve eğer kıyameti koparabilirsek kazanabiliriz de. Ama sessiz kalmamızı isteyen ya da hapse atılmamızı, ölmemizi isteyen faşistleri asla küçük görmemeliyiz, ne de tarihini bu hayati öneme sahip dönüm noktasında, bu potansiyel ekolojik, sosyal ve biyolojik dönüm noktasında bizi bekleyen büyük mücadeleyi hafife almalıyız.

Ve son olarak, insanlardan hippilerin barış ve aşk rüyalarını bir kenara bırakmalarını istiyorum; benim zamanımda bunlar bir şakaydı , bugün artık bir farsa dönüştüler. Bu bir sohbet, bir argüman, bir görüşme filan değil. Bu bir savaş, her yerde ciddi düşmanlarımız var. Ve bir savaşı kazanmak  için masadan hiçbir taktiği kaldıramazsınız.

Günümüzde hayvan hakları hareketinde aptal insanların, fundamentalistler, sahte peygamberler, hainlerin olduğunu biliyorum, bu insanlar savaştan söz edilmesini sevmez ama sadece kendilerinin, kendi Krallarının, peygamberlerinin kavrayabildiği Hakikati reddeden herkese  saldırmaya, sözel şiddet uygulamaya ve onları sabote etmeye bütün zamanlarını ayırırlar. Bu insanlar sokağa yabancıdır, bu evcil tutsaklar korolarına bloglarından direnişin, doğrudan eylemin ve militan mücadelenin “şiddet yanlısı” bir şey olduğunu söylerler.

Ama söz konusu meşru müdafaa oldukça  ya da masum hayvanların savunulması ve dünyanın savunulması oldukça bu sert taktiklere şiddet diyemem. Ben buna zeka derim.

Ve böylece kardeşlerim, arkadaşlarım ve yoldaşlarım,  hayvan ve dünya özgürlüğü için mücadele edenler, sizler yeni devrimci dalgasınız, sizleri selamlıyorum. Sıkı dövüşün, cesurca dövüşün, ve hepsinden önemlisi –ki bunu ben de daima yaptım- “nasıl gerekiyorsa öyle” dövüşün.

Çeviri:CemC

 

ALF VE ELF

TERÖRİST KİMDİR?

 

PAUL WATSON

Steve Best ve Anthony J.Nocella ‘nın Terrorists or Freedom Fighters:Reflections on the Liberation of Animals kitabından çevirilmiştir.

ALF ve ELF terörist gruplar olarak adlandırılabilir mi?

Bu sorunun cevabı eylemleri kimin yargıladığına bağlı. Terörizm suçlamaları genelde çok keyfidir. Terörizm konusunda nesnel bir yargı merci bulunmadığını söyleyebiliriz. Aslında, 11 Eylül sonrası ABD’sinde bu yafta medyada öylesine gelişigüzel kullanılmıştır ki kelimenin gücünü kaybetmek üzere olduğunu söyleyebiliriz. Bu sözcük giderek İngilizce’de en çok, en düşüncesizce, umursamadan ve sorumsuzca kullanılan sözcük haline geliyor.

(daha&helliip;)

Türcülüğün Kökleri 2

Bu Kavramlar Neden Önemlidir?

Benzeri haklı çıkarmalar farklı tahakküm biçimleri için kullanılırlar. Bu yüzden tarım toplumlarının başlangıcında farklı hiyerarşilerin beraber ortaya çıkmış olması şaşırtıcı değildir. Farklı baskı türleri arasındaki sembolik, kavramsal ve nedensel bağlantılar dikkatimi çekiyor. Tahakkümün köklerine bakmaksızın toplumun yaralarına sadece bant koymuş oluruz. Ya da daha kötüsü, bir grubu alçaltırken bir diğerinin statüsünü yükseltmiş oluruz. Hiç birisi de uğruna mücadele ettiğimiz toplumu yaratmayacaktır.

Bu websitesi insanlara insan,çevre ve hayvanların maruz kaldığı baskıları insanlara anlatmak amaçlı bir site. Geçmişte, insanlar hayvanların maruz kaldığı zulümleri insanların maruz kaldığı zulümlerle kıyaslamaya kötü gözle bakıyorlardı; ancak, Marjorie Spiegel tarafından dile getirildiği gibi, “hayvanların yaşadığı acıları siyahlara (ya da başka grupların yaşadığı acılara) benzetmek sadece türcüler için hakaret niteliği taşıyor; hayvanların ne olduğu konusunda yanlış bir nosyon sahibi olanlar için böyle bir nitelik taşıyor.Kendisi gibi acı çeken bir canlının kendisine benzetilmesinden rahatsız olan insanlar türcülerin propagandasından etkilenen insanlardır.Hayvanlara olan benzerliğimizi reddetmek demek kendi gücümüzü inkar etmek ve altını oymak demektir.Kurban olanlardan çok bizleri kurban durumuna düşürenler gibi olmak istiyoruz demektir.”

Geleneksel değerleri eleştirmeliyiz.

Bu değerlere yaslanan politik kurumları eleştirmeliyiz.

Ve kendi önyargılarımızı eleştirmek zorundayız.

IRKÇILIK

Irkçılığı savunanlar farklı ırk gruplarını hayvanlara benzetirler.Böyle yaparak, o ırk grubu Batılılara kıyasla  evrimsel manada daha aşağı ve daha az zeki olarak kabul edilir.Bir kez hayvan olarak damga yedikten sonra, o ırk grubuna hayvanlarmış gibi davranılabilir.

Farklı ırktan insanlar üzerinden tahakküm ve kontrol sahibi olma denemesi içerisinde kölelik yandaşı yazarlar Afrikalı Amerikalıları hayvan diye niteleyerek onları aşağıladılar. “The Negro as a Beast” (1900) gibi çalışmalar “Vahşi Zenci “ gibi klişeler yaratmıştır, bu tür klişeler de Afrikalı Amerikalıları maymunlara ve önüne gelenle seks yapan hayvanlara benzetmiştir.Siyahlar insan altı, kötülük dolu, suça yatkın, akıl sahibi olmayan insanlar olarak gösterilmiştir, böylece siyahlar beyaz erkekler tarafından kontrol edilip boyun eğdirilmesi gereken hayvanlar olduğu nosyonu sürdürülmüştür.

Bu tür insanlıktan çıkarıcı etiketler bugün de devam ediyor. Örneğin, beyaz bir üstünlükçü ırkçı felsefenin dünya görüşünü nasıl değiştirdiğini şöyle anlatıyor: “bambaşka bir dünyaydı…siyahları görürdüm ve hepsini de maymunlara benzetirdim”.

Bu teknik Nazi rejimi sırasında Yahudileri ezmek için de kullanılmıştır. Yahudilere genellikle “domuz”, “köpek”, “sıçan”, “fare” ve “parazit” gibi kelimeler kullanılmıştır, böylece Aryan ırkından aşağıda oldukları ispat edilmeye çalışılmıştır. Amerikan Yerlileri de bu tür bir dilden muzdarip olmuştur, sömürgeciler tarafından “vahşi hayvanlar” olarak görülüp “koyunlar gibi ehlileştirilmesi” gerektikleri düşünülmüştür. İnsan değil de hayvana yakın oldukları düşünülünce toplu kıyımların yapılması rasyonalize edilmiştir.

Hayvanları kullanarak dilde aşağılamak savaş zamanlarında da düşmanı küük düşürmek için kullanılmıştır. Japonlara 2. Dünya Savaşı’nda sarı maymunlar ve deli köpekler denmiştir. Vietnam Savaşı’nda Vietnamlılara toprağı işgal eden parazitler denmiştir. Irk gruplarını savaş zamanında hayvanlara dönüştürerek  düşmanın acıya ve ızdıraba işkenceye maruz bırakmanın yarattığı suçluluk duygusu bertaraf edilmiştir.

Bugün hayvanları sömürmek için kullanılan yöntemlerin çoğu insan köleleri kontrol etmek için de kullanıldı. Tarihsel bir benzetme yaparak Jacoby hayvanların evcilleştirilmesinin insan köleliği için bir model yarattığını söyledi.

The Dreaded Comparison adlı roman Afrikalı Amerikalılara Kuzey Amerika’da yapılan korknuç eylemlerin bugün de hayvanlara uygulandığını ortaya koyuyor. Avrupalı sömürgecileri Afrikalıları anavatanlarından çalınca onları zincirlere vurup sıkış tıkış bir halde gemilerle Amerika’ya taşıdılar, koşullar öyle kötüydü ki siyahların yarısı yolda öldü. Bu gemiler bugün büyük baş hayvan taşımacılığı için kullanılmalarıyla ünlüdür, ve modern hayvan taşımacılığı koşullarının birebir aynısıdır. Domuzlar, tavuklar, inekler ve diğer hayvanlar 12,36 ve hatta 72 saat boyunca su veya yiyecek olmaksızın çok zor hava koşullarında nakledilmekte ve bu hayvanların bir çoğu ulaşım stresinden kaynaklı aşırı kilo kaybı yaşamaktadır.